Aşçı Kedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aşçı Kedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2013 Cumartesi

Dereotlu Cimcime

Cumartesi günü Cimcime sabahın altısında ağlayarak uyandı ve fakat 5 dakika sonra tekrar uykuya daldı. O uyudu ama uykusu açılan anne kişisi yatakta dönüp durmaktan sıkılınca kalkıp poğaça yapmaya karar verdi. Adını "Dereotlu Cimcime" koydum, çünkü uyandığında Cimcime taze poğaça gibi oluyor. 



Malzemeler :

1 su bardağı çatalla ezilmiş beyaz peynir (isteğe göre arttırılıp azaltılabilir)
1/2 demet dereotu (daha fazla kullanabilirsiniz)
1 yumurta (akı hamura sarısı üzerine)
4 çorba kaşığı zeytinyağı
150 gram margarin (tereyağı çok daha lezzetli oluyor)
1 buçuk tatlı kaşığı tuz
1 çorba kaşığı kadar sirke
1 paket kabartma tozu
3 çorba kaşığı dolu dolu yoğurt
3 buçuk su bardağından biraz fazlaca un

Yapılışı :

  • 3 su bardağı una bir paket kabartma tozu eklenerek yoğurma kabına koyulur ortası açılır yumurta akı sıvı yağ yoğurt margarin sirke tuz eklenir ortadan başlanarak hamur yoğurulmaya başlanır hamur toparlanınca ezilmiş beyaz peynir, ince kıyılmış dereotu eklenir ve hamur yoğurulmaya devam edilir. Kalan un yavaş yavaş eklenerek ele yapışmayan yumuşak kolay toparlanan bir hamur elde edilir
  • Cevizden daha büyük toplar yapılır
  • Üzerine yumurta sarısı sürülüp yağlı kağıt serili tepsiye dizilir
  • İsteğe bağlı olarak çörek otu veya susam serpilir
  • Önceden ısıtılmış 180 derece fırında pişirilir (turbo fırınlarda 15-20 dak.)






Not : Mayalı hamurla yapılan poğaçalar puf puf kabarırlar ve tazeliklerini daha uzun süre korurlar. Maalesef kabartma tozuyla yapılan poğaçalar daha çabuk bayatlıyor. Evde yoktu ben maya eklemedim. Ama tüm eve kokusunu yayıp kahvaltıya da sıcak sıcak çıkartınca bayatlayacak vakit bulamadan bitti poğaçalar. Sirke ve karbonat hamura gevreklik verir.


Afiyet olsun...

7 Kasım 2013 Perşembe

Yeme de Yanında Yat Güveç ...

Kuşbaşı eti (mümkünse bonfileden) yağlı kağıt serilmiş güvecin tabanına yayarak yerleştirin. Üzerine soğanı ve alacalı soyulmuş patlıcanı ve kabuğu soyulmuş domatesleri koyun. Sebzelerin etlerle aynı boyda ve küp küp doğranmış olması hem şekil hem de pişme açısından daha iyi olur. Sebze miktarını hem et miktarına hem de güveç kabınızın büyüklüğüne göre ayarlamak gerekir. Benim güveç kabım 22 cm tencere büyüklüğünde. 500-600 gr. et , 2 patlıcan , 2 soğan , 2-3 domates koyabiliyorum. 

1çay bardağı suda 1-2 kaşık biber ve domates salçasını sulandırıp et ve sebzelerin üzerine dökün. Tuz ve istediğiniz baharatları ekleyip ağız kısmına da yağlı kağıt serip kapağını kapatın. En kısık ateşte 2-3 saat pişirin. 


Aslında burada geç pişen et oluyor. Etleri az yağda önce mühürleyip daha sonra düdüklü tencerede 10-15 dak. pişirip güvece koyarsak , güvecin pişme süresi max. yarım saat filan oluyor. Hem patlıcanlar da fazla erimiyor. Ama nedense bana ağır ateşte pişen yemek daha lezzetli geliyor.  

Bu arada fazla baharat bazen yemeğe çamur gibi bir görüntü verebilir. Kekik, biberiye, fesleğen, kişniş, zahter, defne yaprağı gibi taze ot ve kakule, rezene tohumu, tane karabiber, çubuk tarçın, karanfil, yıldız anason, kök zencefil, sarımsak gibi kabuklu baharatları serbest halde güvece (veya herhangi bir yemek yaparken tencereye) eklemek yerine küçük bir tülbent içine koyup minik bir bohça yaparsanız hem baharatlı hem de daha berrak bir yemek yapmış olursunuz. Kakule gibi kabuk şeklindeki baharatları önce kırmak lezzeti daha da arttırır. 

Not : Piştikten sonra bohçayı çıkarmayı unutmayın :)





Afiyet olsun.

1 Kasım 2013 Cuma

Fırında Baharatlı Çıtır Patates

Tarif cok basit. Patatesleri elma dilimi doğra, sıvı yağ , tuz biber kekik toz kişniş, zencefil, zerdeçal, kakule, rezene vs gibi çeşit çeşit baharatlar ve galeta unu ile karıştır (Sağlıksız da olabilir, çocuk yemeyecek nasıl olsa gibi bir durum varsa ezilip toz haline gelmiş Doritos'a da batırılabilir).  Çok çok az (çeyrek bardak) su veya süt ekle ve fırına ver. Üzeri kızarana kadar pişsin. Sonuç işte bu ...




Not : Yağlı kağıt serili bir tepsi olursa yapışmaz. Tarif Tatlı Sefam'dan alınmıştır.

31 Ekim 2013 Perşembe

Çakma Laz Böreği

Çalışan bir anne olunca her şeyin kolayını bulmaya çalışıyor insan. Yemek konusunda bu had safhada. Muhtemelen laz böreği açma yoğurma vs nedeniyle oldukça el oyalayan bir tatlıdır. Hiç yapmadım, yapılırken görmedim. Bir iki kere yedim , güzel olur. Yemezsem ölür müyüm? Yok ölmem ama hazır basitini bulmuşken yapmazsam olmazdı. 







İşte karşınızda çakma laz böreği. Çakma ama aslına çok yakın. Hem de unla suyla yoğurmayla uğraşmak yok. Adamlar yapmış, sen tekerleği yeniden icad etmeden paşa paşa gidip marketten hazır milföyü alıp eve geliyorsun. Çok da güzel oluyor. Hem tatlının soğumasını bekleyemeyen kişiler için de ideal bir tatlı çünkü ılık ılık yeniyor. 

Malzemeler:
6 yaprak milföy (24 küçük kare çıkıyor)
2-3 yemek kaşığı tereyağı

Kreması için:
3 su bardağı süt
yarım su bardağı toz şeker
1 paket vanilin
3 tepeleme yemek kaşığı nişasta

Üzeri için:
3 yemek kaşığı pudra şekeri

Yapılışı:
Krema için gerekli tüm malzemeyi sos tenceresine alın orta ateşte karıştırarak koyu bir kıvam alıncaya kadar pişirin.
Pişen kremayı ocaktan alıp ara sıra karıştırarak soğumaya bırakın.
Milföyleri paketten çıkarıp altındaki kağıtları ile birlikte tezgaha yayın. 5 dakika kadar çözülmesini bekleyip bıçak yardımıyla 4 eşit kareye bölün.
Kağıtlarından çıkararak yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine dizin. 3 yemek kaşığı tereyağını eritip karelerin üzerine sürün ve 180 derece önceden ısıtılmış fırında kabarıp çok hafifçe kızarıncaya kadar pişirin.
Pişen milföy karelerininin arasını bıçak ile hafifçe aralayın arasına hazırladığınız kremadan 1’er tatlı kaşığı koyun ve servis tabağına alın.
Son olarak üzerine pudra şekeri serperek servis yapın.


Not : Tarif Mutfak Sırları'dan alınmıştır. 

Herkese afiyet olsun.

3 Ekim 2013 Perşembe

Sıçan Dişi :))))


Her şey bir yemek sitesindeki tarifte "soğanları sıçan dişi doğruyoruz" satırlarını okumamla başladı. "O ne beee" diyerek hemen yanımdaki arkadaşıma danıştım. Kendisi gülmekten katılırken bir yandan da Google Amca'ya tabiri yazdık. Ve inanmayacaksınız ama gerçekten de böyle bir doğrama şekli varmış. Bu tabiri uyduran neresinden uydurdu onu çok merak ettim. Yemekle sıçan hiç olmuş mu? Öte yanda küçücük sıçanın küçücük dişini nerede ve nasıl gördün de bir büyüklük ölçüsü olarak kullanırsın ey yurdum aşçısı? 

Bu arada küp küp (annemin tabiriyle kübilk kübik) dışında bir yığın doğrama boyutu ve şekli varmış. Ben bir de jülyeni biliyorum ki ona da annem çok kalın rendelemişsin der. 

Buyurun size envai çeşit doğrama şekli ;


1) Mire poix (Mir-pua)
Mire poix hem lezzet verici bir karışım, hem de iri parçalar halinde bir doğrama usulüdür. Parçaların tamamı muntazam küp veya küpe yakın eşit ölçülere sahip olmalıdır. 3-4 tanesi bir yemek kaşığına sığacak büyüklükte olmalıdır. Soğan, kereviz, kereviz kabukları, pırasa ve defne yaprağından oluşan gruba bu isim verilir. Temel soslarda, çorbalarda, patates garnitürlerinde, et yemeklerinde, çeşitli sebzelerin etlerin ve kök sebzelerin doğranma şeklidir. Çeşitli baharatlar (mercan, kök, kekik) doğranır. Çeşitli sosların ön hazırlığında kullanılır. Braise usulü hazırlanan yiyeceklerin (önce az yağda kızartılıp sonra demi glace sosta pişirilen yemekler) ön hazırlıklarında kullanılır. Mire poix kullanıldığı yerlere göre iki şekilde hazırlanır. (Bu doğrama şekli, aynı zamanda kuşbaşı olarak da bilinir.)



a)Beyaz mire poix:
Mirepoix sebzelerin beyaz kısımları kullanılarak hazırlanır. Kullanıldığı yerler; berrak çorbalarda, beyaz soslarda, beyaz etten hazırlanan yemeklerde ve su ürünlerinden hazırlanan yemeklerin hazırlama sularında kullanılır.

b)Normal mire poix:
Mirepoix sebzelerin kabuk ve yeşil kısımlarının da kullanılmasıyla hazırlanır. Kullanıldığı yerler; kahverengi fondlarda kullanılır.

2) Macedonie (Makedon, Macedon) doğrama:
Mirepoix doğramanın küçüğüdür. Ezilen süzülen çorbalar ve soslarda kullanılır. Jardin doğrama şeklinin daha iri doğranmış halidir. Bir yemek kaşığına 8-10 tane gelecek şekildedir. Yerine göre çiğ ve pişmiş etlerin doğranmasında kullanılır. Bunun dışında; çeşitli et ve sebze yemeklerinin hazırlanmasında kullanılır.

3) Julienne doğrama:
Yarım veya bir bıçak sırtı kalınlığında, yaklaşık 3-4 cm uzunluğunda, ince çubuklar halinde ve aynı kalınlık ve boylarda doğrama şeklidir. Her tür çeşit sebzelerde kullanılan bu doğrama şeklinde; önce eşit ince plakalar kesilir. Soğanın piyaz şeklinde doğranması jülyen doğrama şeklindedir. Bu kesimde sebzelerin hepsi eşit kalınlıkta olmalıdır.
Kullanıldığı yerler: çorbalarda, soğuk ordövr tabaklarının süslemelerinde, et yemeklerinin yanında, sebze garnitürlerinde ve salatalarda.


4) Brunoise (brunoaz) (toplu iğne başı):
En küçük doğrama şeklidir. Sıçan dişi de denir. Bütün parçaların aynı büyüklükte olmasına dikkat edilir. Bunu sağlamak için sebzeler önce julienne şeklinde doğranır, daha sonra brunoise şekline getirilir. Consomelerde, et yemeklerinin yanında sebze garnitürlerinde ve salatalarda kullanılır. Toplu iğne başı büyüklüğünde en küçük doğrama şeklidir. Bütün parçaların aynı büyüklükte olması önemlidir. Çeşitli çorbaların ön hazırlığında, süslemelerde ve garnitür olarak kullanılır.


5) Dice (Days) veya Peysone (Peyzan) :
1 cm 2 yüzeyinde ve bıçak sırtı kalınlığında doğrama şeklidir. Çeşitli yöresel çorbaların, garnitürlerin ve yemeklerin hazırlanmasında ve salataların ön hazırlığında kullanılır.

6) Matignan :
Peyzan doğrama şeklinin gelişigüzel doğranmış halidir. Çabuk pişmesi istenen yemeklerde sebzeler ve etler bu şekilde doğranır.



7) Botamets Sticks (Batanet Stik) :
Yarım santimetrekare kesitinde 4-5 cm uzunluğunda kare prizmalar şeklinde doğrama şeklidir. Hazır patates kızartmaları bu şekildedir. Kereviz, kırmızı pancar, havuç, patates uygun sebzelerdir. Süsleme içinde kullanılır.

8) Vichy (Vişi) (halka) :
Peyzan doğrama şeklinden daha geniş. Yuvarlak ve bıçak sırtı kalınlığında halkalar şeklinde doğrama şeklidir. Havuç, kabak, salata bu şekilde doğranabilir. Kullanıldığı yerler; ince havuç, kabak, salatalık gibi sebzelerden yapılan salatalarda, garnitürlerde, süslemelerde kullanılır. Bazen de, garnitür ile aynı ismi alır. Örneğin; carrotes vichy gibi.

9) Jordiniere (Jardin) :
Burnuaz doğrama şeklinin biraz daha iri doğranmış halidir. İri burnuazda denilebilir. Bu usul çeşitli et ve sebze yemeklerine isim verir. Bu doğrama şekli, çeşitli et ve sebze yemeklerinde kullanılır.

10) Paysanne (veya dice)
Bu doğrama yöntemi iki isimlidir. Bıçak sırtı kalınlığında, 1 cm2 yüzeyinde doğrama usulüdür. Bütün parçaların aynı büyüklükte olmasına dikkat edilir. Tüm sebzeler bu yöntemle doğranabilir. Kullanıldığı yerler; consomeler garnitür olarak kullanılan sebzeler ve salatalardır.

11) Batonnnet (batonet) (parmak)
1/2 veya 1 cm2 kesidinde, yaklaşık 4-5 cm uzunluğunda, kare prizma şeklindeki doğrama usulüdür Havuç, patates, kereviz gibi sebzelerden yapılan garnitürlerin doğranmasında kullanılır.

12) Bouget Garnie (Buket Garni) veya Herb Bouget (Hörbs buket) :
Özel koku ve lezzeti olan çeşitli sebzelerin ve otların belirli ölçülerde bir araya getirilip bağlanması ile elde edilir. Kereviz sapı, defne yaprağı gibi sebzelerin bağlanmasıyla et suları hazırlanırken ya da soslar hazırlanırken; yine turşularda, çeşitli yemeklerde ve bazı soslar için hazırlanan fontların (tanesiz beyaz çorba) yapılmasında kullanılır.

Yada alacaksın bir Nicer Dicer bakacaksın keyfine :) 
Kaynak: http://www.cerezforum.com/diyet-mutfak/50706-sebze-dograma-sekilleri.html#ixzz2gZCkCIbH

1 Ekim 2013 Salı

Amman Dikkat !!! Havuç Çok Masum Olmayabilir...

Hiç bir katkı maddesi kullanmadan muhafaza işlemini gerçekleştirmek için ısıtarak vakum yaratmanın (yani benim hemen hemen tüm gıdalara uyguladığım saklama yönteminin), havuçlu gıdalarda kanserojen bir maddenin ciddi oranda üretilmesine neden olunduğunu bugün XLarge Aile'den öğrendim. Kanserojen olarak bilinen maddenin adı benzol. Üstelik benzol'ün çok ufak miktarının bile kansere neden olabildiği kanıtlanmış. 

Benzol gıdalara eklenmiyor ama iki şekilde gıdalarda rastlanabiliyor. Havuçlu gıdaların ısıtılmasında kendiliğinden oluşuyor. Isıtma işlemi kapalı ortamda yani gıda kavanoz veya şişedeyken yapılıyorsa oluşan benzol uçamıyor ve soğurken gıdaya yerleşiyor. Ki bu havuç püreleri, havuç reçeli ve havuç suyu için yaygın bir muhafaza işlemidir. Çünkü ısıtırken hem bakteriler öldürülüyor hem de bir vakuum yaratılıyor. Aynı tehlike bazı içeceklerde koruyucu madde olarak eklenen natriyumbenzoat için de geçerlidir. O da kendiliğinden benzol üretmeye başlıyor. 

Üretici firmalar, tehlikenin boyutunun farkında olmalarına rağmen önemsiz olarak geçiştirmeye çalışıyorlarmış. Hele natriyumbenzoat miktarı Almanya'da bile ancak içme suyu için belirlenmiş, tüm diğer içecekler için yasal bir sınırlanması henüz yokmuş. Yani, hepimize afiyet olsun...


Haberin orjinali için http://m.focus.de/gesundheit/ernaehrung/krebsgefahr-labor-findet-giftiges-benzol-in-saeften-und-babybrei_aid_1102022.html?fbc=fb-fanpage-gesundheit&utm_content=1379328215294100

17 Eylül 2013 Salı

Krema'yı da kaybettik...

Brokoli çorbası yapmak için krema aldım ama sonra brokoliyi mücverde kullandım krema da buzdolabının rafında kaldı, unutuldu. Bir gün farkettim ki, son kullanma tarihine birkaç gün var. Ucundan açtım, ufak bir tadına baktım. Tadı normal. Sonra gel zaman git zaman, o krema bir türlü kullanılamadı, ucu açık şekilde beklemeye devam etti. Son kullanma tarihi geçtikten sonra, yine ucundan tadına baktım. Hala ilk açtığımdaki gibi. Süt zehirlenmesi riskini göze alarak bunu bir deney malzemesi yapmaya karar verdim. 


Nitekim o krema asla bozulmadı; ağzı açık olmasına rağmen. Artık sıkıldım deneyden ve attım. (Son kullanma tarihini, ağzı açık şekilde 2 ay geçtikten sonra.) Tüm koruyucu maddeler vardı içinde, hatta şeker bile vardı. Üzerinde ağzı açıldıktan sonra 4 gün içinde tüketilmesi gerektiği yazıyor, ama bence hikaye; torunlarımıza bile kalabilirdi o krema.


30 Temmuz 2013 Salı

Etin Sertliğini Anlatan Parmak Testi

Etin nasıl piştiğini anlayabilmek için iki yöntem var: Biri et termometresi kullanmak, diğeri ise parmak testi yapmak. Et termometresi kullanmanın kötü tarafı; etin üzerinde delikler açıldığından, etin içinde kalması gereken suların dışarı akması. Bu yüzden özellikle bonfileleri parmak testiyle kontrol etmek çok daha iyi bir yöntem.


1. Pişmemiş – Hala Çiğ Et



Avcunuzu açın ve elinizi serbest bırakın. Diğer elinizin baş parmağı ile elinizin resimdeki bölgesine bastırın. Daha pişmemiş bir bifteğin kıvamı bu şekildedir.

2. Çok İyi Pişmiş Et



Baş parmağınızla serçe parmağınızı birleştirin. Avcunuzun etli kısmına bastırın. Çok iyi pişmiş etin sertliği böyle olmalıdır.

3. Orta Pişmiş Et



Baş parmağınızla yüzük parmağınızı birleştirin. Avcunuzun etli kısmına bastırın. Orta pişmiş etin sertliği böyle olmalıdır.

4. Az Pişmiş Et




Baş parmağınızla işaret parmağınızı birleştirin. Avcunuzun etli kısmına bastırın. Az pişmiş etin sertliği böyle olmalıdır.

Haydi afiyet olsun.

18 Temmuz 2013 Perşembe

Salamlı Gül Börek

Aşçı kediden süper bir atıştırmalık örneği daha. Hem lezzet hem de görüntü muhteşem.


Milföy hamurunu önce biraz oklavayla açıp inceltin. Sonra uzun şeritler halinde kesin. Jambonu veya salamı küçük yuvarlak dilimler halinde kestirin. Her dilimi ortadan ikiye bölüp şerit halindeki milföy hamurunun üzerine yerleştirin, üzerine karabiber ekin. Sonra jambonlar içerde kalacak şekilde hamuru sarın. Minik gül goncalarına benzeyen börekleriniz olacak. Milföyün üzerine fırçayla az erimiş tereyağı sürüp fırına verin. Pişerken açılmaması için cupcake kaplarına koyabilirsiniz.  


Afiyet olsun

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Mutfakta Biri Mi Var ?

Bu haftasonu mutfakta vakit geçirdik diyebiliriz. Havanın da kapalı olmasını fırsat bilip reçel olayına girelim dedim. Aslında amaç kısa dönem tezgahlarda bulunan vişneden bolca alıp hemen reçele çevirmekti ki bu en fazla bir saat sürecek bir işlemdir. Fakat sevdiğimiz bir arkadaşımızın bahçesinden gelen kasalarca Iğdır kayısısı bize bol sarılı bir haftasonu yaşattı. Bir de üzerine 3 kilo vişne eklenince, ev atölyeye, ben reçelci teyzeye dönüştüm. Hade baken diyip akşamdan giriştim meyvaları ayıklamaya. Tek tek çekirdekler çıkarıldı, yıkandı, ayıklandı, parçalara ayrıldı. Bir kısmı kompostoluk olarak ayrıldı. Kalan reçelliklerin üzerleri şekerle kaplandı. Aralara bazı baharatlar (sürprizzz) eklendi. Bir gece bekletildi.

Aşçı kedi bu haftasonu hamaratlıkta sınır tanımadı. Ben çocukken haftasonları annem ev ahalisi uyanmadan çok önce bakkala gider sıcak ekmek alıp, üzerlerine evde hazırladığı karışımlardan sürer ve kahvaltıda bize haftasonu sürprizi yapardı. O sabahlar benim çok hoşuma gider, içim sıcacık olurdu. Pazartesi sabahlarının depresifliğinde hep o haftasonu sabahlarını hayal ederek kendime gelirdim. Ben de ona özendim. Cumartesi sabah erkenden kalkıp markete gittim ekmek almaya. Tabii ben beyaz ekmek almadım. Zeytinyağlı ciabatta aldım ve bol malzemeli bir Jamie Oliver Bruschetta'sı yaptım. Bu bruschettanın diğerlerinden farkı sanırım bütün ekmeğin üzerine uygulanıp sonra kesiliyor olması. Biraz tembel işi anlayacağınız ama tadı muhteşem oluyor. Bütün ekmeği ortadan ikiye bölüp üzerini sarımsaklı zeytinyağı ile yağlıyor 10-12 dakika fırına veriyorsunuz. Sonra üzerine konacak malzemeleri minik küpler halinde doğrayıp biraz zeytinyağı ve biraz nar ekşisi (veya balzamik sirke) ile karıştırıyorsunuz.


Benim tercih ettiğim malzemeler taze fesleğen, taze kekik, taze biberiye, maydanoz, közlenmiş biber, siyah zeytin, sarı biber, kırmızı biber, yeşil çarliston veya sivri acı biber, bol domates, az taze soğan ve beyaz peynir, sızma zeytinyağı, nar ekşisi, tuz ve karabiber. Bu karışıma kornişon turşu da eklenebilir ama fazla keskin olduğu için sabah kahvaltıda ben tercih etmedim. Tuz eklemeden önce peynirin tadına bakmanızı tavsiye ederim. Tuzlu peynir kullanacaksanız extra tuza gerek yok. Ben taze köy peyniri kullanıyorum.

Bu karışımı fırından çıkan sıcak ekmeklerin üzerine paylaştırıp 2-3 dakika daha fırına veriyoruz ve işlem tamamlanıyor.



Uzun zamandır mutfakla ilgilenmediğim için gerçekten de sıcacık ve muhteşem kokan bir kahvaltı sürprizi oldu ev ahalisine.

Kahvaltıdan sonra reçel işine döndüm hemen. Şekerle sulanan meyvaları aldım ateşin üzerine, başında bekleye bekleye, köpüklerini temizleye temizleye kaynattım da kaynattım.  İki reçel olduğu için kaynatma işlemi uzun sürdü aslında. Yoksa kıvamı koyulaşsın diye gereğinden fazla kaynatmak reçelin rengini koyulaştırıyor. Mesela vişnemiz biraz sulu oldu. Fazla suyu ayırdık ve sodayla karıştırıp meyva suyu olarak tükettik. 


Burda bana tek problem çıkaran tencere oldu. Reçel en güzel bakır tencerede olur ama bırak bakırı bende 2-3 kilo reçel kaynatacak büyüklükte tencere yok. En büyük boya sıkıştırdık meyvacıkları. Taşar korkusuyla da başından ayrılamadım. Siz siz olun tencereniz küçükse meyvaları şekerlemeden önce max. bir kilo olacak şekilde ayırın. Şekerlenip sulandıktan sonra ayırmak pek doğru olmuyor.   


Ama sonuç güzel oldu, yorulduğuma değdi. Kompostolar ve meyva suları Cimcime'nin okuluna gitmek üzere şişelere ve kavanozlara koyuldu. (Bu arada Cimcime okula başladı. Onu ayrı bir postta anlatırım). 


Akşama doğru acıkan aile için de sosisli spagetti yaptım. Pek oyuncaklı bir şey ama benim hoşuma gitti. Resimden anlaşılıyor, ama ben özetleyeyim: İncesinden bir çeşit spagetti alıyorsunuz. Dilimlediğiniz sosislerin içine spagettileri saplıyorsunuz. Sonra makarnalar haşlanıncaya kadar haşlıyorsunuz. Sonuç aşağıdaki resimde!


Hindi sosisi kullandım ama yine de içime sinmediği için Cimcime'ye sosis kısmını vermedim. 


Bu gazla haftaya da salça, turşu filan yaparsam sürpriz olmaz sanırım. 

Tarifleri deneyenlere şimdiden afiyet olsun.

28 Haziran 2013 Cuma

Kavun, Karpuz, Buzzz...

Kavun veya karpuzu küçük küpler halinde kesip buzdolabı poşetine koyun ve dondurucuda sertleşene kadar dondurun. Donduktan sonra blenderle meyveleri püre haline getirin. İşlem sırasında yumuşatmak için biraz su ve tatlandırmak için biraz şeker ve çok az taze zencefil kullanabilirsiniz. Püre haline geldikten sonra servis edilene kadar tekrar dondurucuya kaldırın. 



  


7 Haziran 2013 Cuma

Çapulcu Muffini

Hafta sonu parka eli boş gitmek istemeyenlere, çok kolay ve hızlı yapabilecekleri Çapulcu Muffin tarifi. Buyrun bir deneyin. 

Ölçü olarak orta boy bir sıtarbaks fincanını kullanıyordum ama malum kapalı, bulamazsanız normal nescafe fincanı da olur. Bu ölçüyle on iki adet muffin çıkıyor. 



Malzemeler :

1 yumurta
2 fincan toz şeker
1 fincan yoğurt
1 fincan sıvı yağı (ben altaylı marka kullanıyorum)
3 fincan un
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya

Hazırlanışı :

Burada temel prensip şu : kuru malzemeler ayrı , yaş malzemeler ayrı karıştırılacak, iyice ötekileştirilecek.

Önce yumurta ve şeker sinirden köpürene kadar yüksek devirde orantısız bir güçle çırpılacak. Karıştırma işlemi için mikser veya RTE kullanılabilir. Ardından sırasıyla sıvı yağ ve yoğurt eklenecek. 

Başka bir kapta evde zor tutulan %50'lik malzeme yani un, kabartma tozu, ve vanilya karıştırılacak.

Son adım olarak zavallı ıslak malzemeler ile kuru malzemeler birbirine kırdırılacak pardon karıştırılacak. Islak malzemeyi kuru malzemeyle karıştırıken çok homojen bir sıvı elde etmeye çalışmayın. Unlar kaybolduğu anda karıştırmayı bırakın. Az karıştırılırsa polis yeleği gibi pofidik oluyor.

Bu karışıma istediğiniz malzemeyi ekleyebilirsiniz. Kuru üzüm-limon rendesi çok güzel oluyor. Çikolata parçalı , yaban mersinli, fındıklı, bademli, nutellalı yapmak mümkün. Son zamanlarda etrafta kolay bulunduğu için biber gazlı da denenebilir. 

Not : Kuru meyve kullanacaksanız önce tazyikli suda bekletin ki yumuşasın. Direnirse copla yumuşatabilirsiniz. 

En son karışımı muffin kaplarına döküp onceden ısıtılmış fırında 150-200 derecede pişirin. Bıçak batırdığınızda veya copla vurduğunuzda dağılmıyorsa tam çapulcuların ağzına layık demektir. 

Bol yapın herkese yetsin ama orantısız ısrardan kaçının, çocukları şişirmeyin ki yeri gelince kaçabilsinler.

Afiyet olsun. 

13 Şubat 2013 Çarşamba

Hot ama ne Hot Chocolate ...


Sevgililer günü çikolata ve çiçekçiler için adeta bir bayram. Nedense, bizdeki kız isteme temasının global olarak işlenmesi gibi geliyor bana bu sevgilier günü. Ama olsun, çiçek severim , çikolataya bayılırım, hediyeye de hayır demem.


Durum buyken sevgililer gününe bir kala müessesemizin takipçilerine çok özel bir armağanı var. Aztek Usulü Sıcak Çikolata tarifi. Neden Aztek derseniz, Deniz Gürsoy'un "Aşkın İlacı Çikolata" kitabını okumanızı tavsiye ederim. Adamlar asırlar önce hayatın anlamını çözmüş. Yalnız kitabı okurken bile kilo alınıyor, demedi demeyin.  


Bu tarifi yaparken kendinizi Chocolat’ta Johnny Depp’e çikolata hazırlayan Juliette Binoche gibi hissedeceksiniz. Ahh ne güzel bir kadındır o, ahhh ne güzel filimdir o. Gece yarısı sinema çıkışı fellik fellik çikolata aratmıştır bu film bana. 


Değişik tatlar denemeyi sevenler eminim bu tarifi de sevecek. Çikolata ile acı biber, tuz ve değişik baharatların bir araya gelmesi egzotik bir tat çıkarıyor ortaya. Üstelik beş dakikada hazırlanıyor.





Malzemeler:
(2 kişi için)
- 360 ml yarım yağlı süt
- 45 gr bitter çikolata
- Bir tutam pul biber
- Bir tutam rendelenmiş muskat


Yapılışı:

1. Sütü küçük bir sos tenceresine alıp hafifçe kaynatın.

2. Ocaktan alın, içine bitter çikolatayı ufak parçalara ayırıp ekleyin, eriyene kadar karıştırın.

3. Baharatları ekleyip biraz daha karıştırın, fincanlara paylaştırın. Eğer sütün içindeki minik kaymak parçaları sizi rahatsız ediyorsa süzgeçten geçirebilirsiniz.


4. Eğer sıcak çikolatanızı chai usulü yapmak isterseniz, içine baharat olarak birer tutam zencefil, kakule, karabiber ve tarçın ekleyin.

Dikkat : Bir fincanı 190 kaloridir. (Bu kaloriyi harcamak için bakınız Chocolat filmi)




Tarif Women's Health'in Şubat 2011 sayısından alınmıştır.

8 Şubat 2013 Cuma

Fırında Süslü Meyve

Hafta sonunda tatlı bir kaçamak için ;


Armutları soyalım, içlerini oyalım, ortalarına tarçın şeker dövülmüş fındık koyalım, şekere bulayıp ince şeritler halinde kestiğimiz milföy hamuruna saralım, şapkalarını takalım, 150 derecede yarım saat fırınlayalım, sonra da afiyetle yiyelim.



Ben armut bitince elmayla devam ettim, öyle de çok lezzetli oldu. 




28 Kasım 2012 Çarşamba

Bir Aşure Masalı


Bir varmış, bir yokmuş, bir değil birçok ülkede komşu tarlalarda büyüyen buğdaylar, nohutlar, fasulyeler varmış. Birbirlerine uzaktan uzağa bakar iç geçirirlermiş. Sonra bir gün içlerinden en görmüş geçirmişi olan buğday komşularına seslenmiş: "Bre kardeşler, şu uçsuz bucaksız tarlalarda, bahçelerde yıllardır rüzgarın müziğiyle kendi başımıza danseder dururuz, neden biraraya gelip de bir etkinlik yapmıyoruz?" "Makul" demiş nohut, "Takla atma yarışması yapalım", kısa boyu, tombul gövdesiyle yuvarlanarak. "Boşver sportif faaliyeti" demiş buğday, "yemeli, içmeli birşeyler olsun". "Altın günü yapalım" demiş içlerinde en evcimen olan fasulye, sırtını kamburlaştırıp göbeğini içeriye çekerek. Kısa bir an düşünmüşler buğdayla nohut, "İyi fikir, başka arkadaşlar da buluruz bize katılacak, yapalım yapalım" diye çığrınmışlar. Hemen organizasyon yapılıp tertip komitesi seçilmiş. Buğday başkan, fasulye başkan yardımcısı, nohut da yazman olmuş. Etkinlik mekanı olarak kalaylı, büyük boy bir bakır tencere seçilmiş. Zaman olarak da yılda bir gün tesbit edilmiş ama eğer canları isterlerse arada bir yine toplanmaya karar vermişler. Altın son günlerde çok pahalandığı için herkesin şık bir porselen kase getirmesi şart koşulmuş ve sıra gelmiş etkinliğe katılacak başka arkadaşlar bulmaya. Buğday demiş ki: "Şu ilerideki sulak arazide benim uzaktan bir akrabam ikamet ediyor, asıl sülalesi Uzak Doğu'da ama göç yoluyla buraya da gelmişler, pirinç diyoruz aile arasında biz onlara. Kalabalık katılamazlarsa da küçük bir grup olarak dahil olurlar aramıza. Nitekim pirinç sevinerek kabul etmiş bu daveti ve demiş ki, "ben sulak mekanlara alışkınım, etkinliğimiz de sulu bir yerde olsun". Diğerleri de uygun bulunca Altın gününü bakır tencerenin içine su doldurarak bir nevi havuz içerisinde yapmaya karar vermişler. Ardından da "Altın günümüze katılacak yeni dostlar aranıyor" diye yerel gazetelere ilan, yerel TV'lere reklam vermişler. Başvurular gelene kadar da havuz sefası yapmaya karar verip tencereye dalmışlar. Onlar suyun içinde şişedursun bu durum şeker pancarının kulağına gitmiş, "Ben de katılmak isterim, tatlı yiyelim-tatlı konuşalım" diyerek gruba dahil olmuş. Buğday, nohut, fasulye, şeker bir muhabbet içinde hemhal olurken ardarda konuklar kapıya dizilmiş. Kayısı ağaçtan atlamış, üzüm asmadan zıplamış, incir "ben de varım" demiş, portakal bile "benim neyim eksik, yer açın dostlar" diyerek kabuğuyla dalmış havuza yani tencereye. Karışmışlar, kaynaşmışlar, fokur fokur kaynamışlar, kakır kakır gülmüşler, bir muhabbet bir muhabbet. Derken kuru ahali görünmüş Altın Günü kıvamını bulduğunda, ceviz önde fındık arkada, fıstık en sonda serilmişler muhabbetin orta yerine. Ardından nefes nefese susam yetişmiş, eteğine hindistan cevizi yapışmış, dolmalık fıstık "beni de alın aranıza" diye seslenmiş. Nar durur mu, hasetinden çatlamış, tencereye atlamış. Rüzgar esmiş, toz bulutu gibi bir tarçın bulutu getirip Altın gününü yaldızlamış. Sonra Dedem Korkut görünmüş, boy boylamış soy soylamış, görelim ne soylamış: Ey katılımcılar, görürüm ki biraraya gelmiş, karışmış kaynaşmış bir güzel lezzet çıkarmışsınız ortaya. Adınız "Aşure", ömrünüz uzun olsun, bir yiyen bir daha yesin, biraraya getirenlere "eline sağlık" desin" demiş ve eteklerini savururak yürümüş gitmiş. Bu masal da burada bitmiş. Gökten üç tas aşure düşmüş; biri pişirene, biri komşulara, biri de sabırla okuyan sizlere...

Leylak Dalı'ndan alınmıştır.