12 Kasım 2012 Pazartesi

Bugün Çaya Bize Gelin ...

Haftaya güzel başlamanın en iyi yolu hediye almaktır herhalde. Hediyeyi kendi kendime göndermiş olsam bile yine de güzel bir duygu. Bu kasvetli Pazartesi sabahını aydınlatan da aşağıdaki mini çay seti oldu. Uzun zamandır Cimcime için aradığım sete nihayet kavuştum. Duyan da kız evleniyor sanacak. Ama çoook eskilerden beri bayılırım bu oyuncak çay setlerine. Hoş Cimcime henüz bunlarla oynayacak yaşta değil ama olsun. Şimdiden çeyizine bir şeyler atmış olurum.  



Rengi tam sevdiğim koyu kırmızıdan, ve elbette puantiyeli. 


Minicik fincanların dışında minicik sütlüğü ve minicik kapaklı minicik şekerliği de var. Tam set yani. 


Kutusu ayrı bir şık. 

Şimdiki çocuklar şanslı mı ne? Yada anneler deli mi ne?

8 Kasım 2012 Perşembe

Midas'ın Kulakları


Dün akşam yağmur çamur demeden Kadıköy’e Midas’ın Kulakları operasını seyretmeye gittik. Trafik yüzünden, karı koca araç içinde küçük bir opera da biz çevirdik. “Otobüs senin var yaaaa – ulan taksi yürüseneee” aryaları arasında nihayet Süreyya Operasına ulaştığımızda açlıktan ölmek üzereydik. Süreyya Operasının o nezih ortamını, paçalarımızdan akan sular ile göle çevirip biletimiz aldık ve koşarak bir iki lokma yemek yemeğe gittik.



3-4 senedir DOB biletlerimi internet üzerinden online alıyorum. Artık bunu bırakmam gerek zira sürekli yanlış yerlerden bilet alıyorum. Mesela daha önce bale için en ön sıradan bilet almış, sanatçıların dizden aşağısını maalesef görememiş, zıp zıp zıplayan popolar seyretmiştik. Neyse halkımız pek balesever olmadığı için salon boştu da ufak ufak geri gidip baleyi tam boy bitirebilmiştik. Bu sefer zaten daha bileti alırken bazı saçmalıklar yaşadım. Dün akşam da locadan bilet aldığımı öğrenmek güzel!!! bir sürpriz oldu. Aslında locadan oyun seyretmek zevkli fakat yan oturmak zorunda kalıyorsun ve belin ağrıyor. Bir de locada dört sandalye var fakat üç tanesi ön sırada, bir tanesi arkada. Arkada oturanın hiçbirşey görmesi mümkün değil fakat fiyat aynı. Biz arkaya kim oturacak acaba, çıngar çıkar mı diye düşünürken ışıklar söndü ve oyun başladı. Neyseki aynı locadan başka bilet alan olmamış.






Süreyya sineması, sinema salonu olarak çok şık, duvarlardaki resimler tavandaki avize filan çok güzel. Fakat AKM’nin koca sahnesinde opera seyretme ayrıcalığına nail olmuş biri olarak Süreyya’nın minicik sahnesini, opera için elbette yetersiz buluyorum. Özellikle sahnenin altında daracık bir alanda çalmak zorunda kalan orkestra için extra üzülüyorum. Buna rağmen Midas’ın dekorunun ve sahne düzenlemesinin geçen yıl seyrettiğimiz La Traviata’dan çok daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Üstelik kadro daha kalabalık olduğu halde La Traviata’daki dağınıklık ve karışıklık Midas’da yoktu.

Midas'ın Kulakları, Güngör Dilmen'in 1959 tarihinde kaleme aldığı tek perdelik manzum bir satirik oyun ve yazarın ve Midas Üçlemesinin ilk oyunu. Üçlemenin diğer oyunları "Midas'ın Altınları" ve "Midas'ın Kördüğümü". Oyunun konusunda mitolojideki “Kral Midas” öyküsünden esinlenilmiş.

Efsaneye göre doğa tanrısı Pan bir gün kırlarda dolaşırken Athena'nın icat ettiği, ancak çalarken yüzü çirkinleştiğinden fırlatıp attığı, flütü bulur. Bir tanrıçanın eseri olduğu için çok güzel sesler çıkaran flütü çalar ve bir süre sonra marifetin kendisinde olduğuna inanarak kendini güneş tanrısı Apollon'a rakip görmeye başlar. Bunun üzerine Apollon, Pan ile bir yarış yapmaya karar verir ve arkadaşı Fyrigia kralı Midas’ı yarışmaya hakem olarak atar. Apollon, liri ile çok güzel şarkılar çalarak ortalığı inletir, dağlar taşlar heyecandan titrer. Pan, Apollon kadar güzel çalmasa da Midas Pan’ı yarışmanın galibi ilan eder. Bunun üzerine çok güzel çaldığı halde mağlup olan Apollon, Midas’ın kulaklarının iyi işitmediğini söyleyerek insanlara özgü kulakları ona uygun görmez ve kulaklarını uzatarak eşek kulaklarına çevirir. 

Midas kulaklarından öyle utanır ki sürekli başında bir Frig takkesiyle (bildiğin külah) dolaşmaya başlar. Fakat berberi saçlarını keserken kulaklarını farkeder. Midas, hiç kimseye anlatmama şartıyla berberin hayatını bağışlar. Fakat berber Kral'ın kendisini öldürmesinden korksa da bu sırrı içinde saklamakta çok zorlanır. Sonunda daha fazla dayanamayarak ıssız bir yerde bir kuyuya eğilerek yavaşça "Midas’ın kulakları eşek kulakları" diye bağırır. Bunu söyleyince üzerinden büyük bir yük kalkmış olur ve rahatlar. Fakat kuyunun yanındaki sazlıktaki kamışları hesaba katmamıştır. Kamışlar rüzgarla sallandıkları zaman "Midas'ın kulakları eşek kulakları, Midas'ın kulakları eşek kulakları" diye sırrı her tarafa yayar. Bunu duyan Midas hiddetlenir ve sazların kesilmesini emreder. Ancak kuyunun suyu sazlara geçmiş ve sırrı yayılmıştır. Sazlar kestirilir ama bu sefer de sırrı keçiler korosu seslendirir. Sırrı yayılan Midas, zamanla kulaklarına alışır; hatta onları bir ayrıcalık, bir üstünlük olarak görmeye başlar. Artık kulaklarını gizlemez, törenlerde halka sergiler. Midas’ın cezayı umursamadığını gören Apollon, bu sefer kulakları geri alarak Midas’ı cezalandırır. Halk bu kez Midas’la kulakları artık eşek kulağı olmadığı için alay edip onu aşağılar.







Biz oyunu beğendik. Mitolojik efsaneler ile ilgili yeni şeyler öğrendik. Özellikle tanrı Pan’ın yanında dolaşan dansçı keçilere ve danslarına bayıldık. Sonuçta o yağmura ve trafiğe değdi.

7 Kasım 2012 Çarşamba

Şeflerin Şefi

Epeydir sinemaya gittiğimiz yok. Evde film seyretmeye de pek vakit bulamıyorduk. Dün nihayet biraz vakit yarattık ama bu sefer de film seçmekte zorlandık. Yaşadığımız can sıkıcı olaylardan sonra ağır bir filmi kaldıracak kafa yoktu bizde. O yüzden Jean Reno'nun Comme Un Chef'i seçtik. Çok da iyi etmişiz. Yemek pişirme sanatının iştah kabartan görsel güzelliklerini ve mutfak telaşını komik bir dille ele alan renkli ve eğlenceli bir film. Zaten Jean Reno'ya bayılırım.


IMDB'den çok iyi notlar almamasına rağmen ben çok beğendim.  Filmi seyrettikten sonra insanın mutfağa girip yemek yapası geliyor. Özellikle de tatlı bir şeyler ...



Mesela dondurma eşliğinde incirli bir turta, 



Mesela şeftali püreli panna cotta


Veya vişneli crumble üzeri cevizli süzme yoğurt


Veya çilekli browni


 Yada şöyle gevrek gevrek susamlı limonlu bir kurabiye   

Hatta Reçel bile olabilir. 

Tatlı krizi böyle böyle başlıyor işte :)

2 Kasım 2012 Cuma

Köz Domates Çorbası ve Bruschetta

Hafif bir aşkam yemeği isteyenler için lezzetli bir seçenek çorba. Hele taze domatesten yapılmış domates çorbası harika olur. Ama tadında salça tatlılığı olmayacak. Bunun için önce domatesleri tuz karabiber ve zeytinyağı ile karıştırıp fırında közlüyorum. Sonra közlenen domatesleri kavurduğum soğan ve sarımsak ile karıştırıp, tavuk suyu ekliyorum. 


Üzerine Halk Ekmek'in yeni çıkardığı fesleğenli, sarımsaklı, domatesli ve biberli kızarmış ekmek küplerinden koyarsanız çok süper bişi oluyor. Yada yancı olarak çabucak bruschetta yapabilirsiniz.  

Bruschetta için önce dilimlenen ekmeklerin (mümkünse zeytinyağlı İtalyan ekmeği Ciabatta veya Fransız Baget Ekmek, yok illa Türk olsun derseniz İHE'nin Ayvalık Tostu Ekmeği veya Tam Buğday Ekmeği de olabilir) üzerine tuz karabiber zeytinyağı ve dövülmüş, hırpalanmış sarımsak karışımını sürüp fırına veriyorum. Sonra kocaman bir şef bıçağı ile kuru domates, biberiye, kekik, fesleğen, sarımsak, kırmızı biber ve yeşil biberi minik minik doğruyorum, üzerine biraz nar ekşisi, tuz ve biber ekliyorum. Hemen hemen baharatlar ile aynı boyda doğradığım beyaz peynir ile karıştırıp fırından çıkmış ve nar gibi kızarmış ekmeklerin üzerine sürüyorum. Bu aşamadan sonrası size kalmış. Üzeri malzemeli olarak tekrar fırına verip peyniri eritebilirsiniz veya fırınlamadan hemen mideye indirirsiniz. Her ikisi de çok lezzetli oluyor. 



Bruschetta'yı dilim ekmek üzerine değil de enlemesine ortadan ikiye bölünmüş bütün bir Ciabatta üzerinde hazırlayıp kahvaltıda hüpletmek de mümkün. Kim uğraşacak sabah sabah ekmek dilimleyip onu bunu üzerine sürmekle. 

Afiyet olsun. 

1 Kasım 2012 Perşembe

Bakıcı Sorunsalı


Bakıcılarla başım dertte. Öyle çok bunalıyorum ki bu konu yüzünden. Resmen depresyona giriyorum. En iyisi işi bırakıp evde oturup çocuğuma bakmak ama bu ülkede böyle şeyler lükse giriyor.

Cimcime henüz 1,5 yaşında bile değil fakat uzun süreli (minimum beş ay çalışmış) üç,  kısa süreli (sadece bir iki gün çalışmış) beş toplam sekiz bakıcı eskitmiş durumda. Tabi bu bakıcıların seçimi için görüştüğümüz yüzlerce adayı saymıyorum. Söz verip gelmeyenler mi istersiniz, gelip okuma yazma bilmediği halde acayip ücretler talep eden mi istersiniz, görüşmeye gelemem siz gelebilir misiniz diye soranlar mı istersiniz. Her cins var yani. 

Sırayla gidiyorum. 

Nergis : İlk bakıcı teyzemiz. Çok kahrımızı çekti. Cimcime doğmadan 1 hafta önce başladı ve altı aylık olana kadar bizle kaldı. Manisa'da iki yetişkin işsiz oğlu bir kumarbaz kocası vardı. Hiç biri çorabını bile annelerine telefon edip sormadan bulamazdı. İşsiz oğlu ve karısı aynı fabrikada iş bulunca torununa bakmak için Manisa'ya geri döndü. Ayrılırken çok ağladık. Daha yeniydik, acemiydik, duygusaldık bakıcı konularında. 

Sonya : Eskiden yeğenime bir kaç ay bakmışlığı vardı. Cimcime altı aylıkken başladı bir yaşına kadar özel vizeyle bizle kaldı. Disiplinli ve otoriter bir kadındı ama biraz soğuktu. Yine de Cimcime’ye çok şey öğretti. Vizesi dolunca ülkesine gidip bir süre kalıp tekrar gelecekti. Yerine idareten başkasını bulup ülkesine gönderdik. Giderken bir bavul eşya gönderdim çocuklarına, hatta döneceğin zaman konuşalım oğlunu da getir tatil yapsın dedim. Oğlunun biletini biz alırız dedim. Ama o giderken yerine bulduğumuz bakıcıyı da korkutup kaçırdı. Döndüğünde işi sağlam olmaz diye korktu. Giderken kızımı öpmedi bile. Dedim ya soğuktu.

Emel : Cimcime bir yaşına bastığı gün geldi ve beş ay bizle kaldı. İşe girdiğinde 50 yaşındaydı, çıkarken 56. Göya çok dini bütün, namazında niyazında bir kadındı ama lüzumsuz konularda sürekli yalan söylüyordu. İki yetişkin evli barklı çocuğu vardı ama kızı kendisini evinden kovduğu için evsizdi. Sürekli telefonda ona buna akıl verirdi. Her hafta ya kendisi ya torunları ya da çocukları hasta olurdu. Öyle grip filan da değil. Kızına kanser, oğluna kalp teşhisi kondu mesela bizde çalıştığı 5 ay süresinde. Ama bu hastalıklar bizle tatillere gelirken hiç umursanmazdı. Hatta kızı ameliyat olacağı gün biz uçağa bindik tatile çıktık. Tatil veya gezme sonrası evde sürekli orası burası ağrırdı, ona aldığım ilaçlarla eczane açabilirim. Neden bilmem arada topallardı, öyleki Cimcime’de onu taklit etmeye, evde topal topal gezmeye başladı. Yatılı olmasına rağmen her akşam kızına oğluna gitmek ister, Cumartesi çalışmak istemezdi. Biz dışarı çıkarken bize geç gelmeyin benim akşam işim var filan derdi. Sonunda dayanamadık biz çıkardık kendisini.

Bunların dışında bir teyzemiz işe girerken ben biraz titizim dedi sonra anladık ki kendi pişirdiği yemekten başka yemek yemezmiş, yemek yaparken herşeyi 250 kere yıkadığı için (yumurtayı yıkıyor mesela) en basit yemeği 3 saatte pişirirmiş, yere çorapla bile basamaz terlik yoksa oturduğu yerden kalkamazmış, kapı kollarını çıplak elle tutamazmış ve dikkat çocuk ağlamasından hiç hoşlanmazmış. 2 gün kaldı ve gönderildi. Giderken neden gönderildiğini anlamamıştı. Başka bir ablamızı genç diye işe aldık ama hem gece hem gündüz fosur fosur uyuyordu. O da 2 gün sonra gitti. Sonya gitmeden önce yerine getirdiği kadın, gece evde donla geziyordu. Onun da ömrü sadece 1 gün sürdü, gece donla görünce sabaha gönderdim doğal olarak. Ve son olarak işe giren ablamız temizlikçi kadının çantasından para aşırdı. Referansları gayet iyiydi oysa ama sanırım eşi dostu veriyorlar referans olarak bazıları. Sonradan iyice bir araştırdım, dedektif gibi google’dan facebook’tan ve anne-bebek bloglarından faydalanarak eski işverenlerine ulaştım. Meğer daha önce çalıştığı yerde de hırsızlık yapmış, 4000-5000 TL’lik bebek altını nakit para filan kaldırmış. Bu bilgiye dün öğleden sonra ulaşabildim, dün akşam gönderecektim acıdım sabah olsun öyle söylerim dedim. Sonra bir baktım gecenin üçünde evde dolaşıyor tırım tırım, üst kattaki odalara çıkıyor. Takıldım peşine, naapıyorsun burda gece gece dedim ama nasıl tırsıyorum bir yandan. Uykum kaçtı TV seyredeceğim dedi. Oysa aşağıda da TV var hem de 2 tane. İn aşağıya git odana yat gezme evde gece gece dedim. Sonuçta çocuk da aşağıda. Ben evime gideceğim abla dedi. İyi git dedim. Baktım hala oturup TV seyrediyor. Hadi kalk toparlan dedim , toplandı, taksi çağırdım bindirip gönderdim. Gece üç buçuktu. Akşam işten eve geldiğimde elimde erzak kolisi vardı, koliyi yukarı kattaki erzak mutfağına çıkarmıştım. Gece üçte kalkmış onu karıştırıyordu.  

Şanssızım bakıcı konusunda kısacası. Cimcime henüz küçük olduğu için mi yoksa umursamadığından mı bilmem eskileri çok aramıyor, yenilere de 1-2 günde alışıyor. Asıl zor olan benim yeni insana alışmam. Maalesef hepsinde bir artistlik, hepsinde yalan dolan. Merhametli, şefkatli sandığın insanların gerçek yüzünü görünce insan dehşete düşüyor. Şu son 1,5 yılda gördüklerimi tüm ömrümde görmedim ben. Ne hayatlar var, ne sefilliklerden geliyorlar ama gel gör ki hiç bir şeyden memnun olmuyorlar. Biz zaten gönlü olmazsa çocuğumuza kötü davranır endişesiyle onların bir dediklerini ikiletmiyoruz.

Şimdi bir başka bakıcıya doğru yelken açıyoruz. Bakalım bu sefer bizi neler bekliyor.