8 Kasım 2013 Cuma

Patatesin Tarihçesi

Osmanlı Mutfağı Ustası Vedat Başaran'ın Eylül'de gerçekleşen "PepsiCo Türkiye İle Patates Hasadı" etkinlikleri dahilinde verdiği seminerden Patatesin Tarihçesi ile ilgili notlar.

Patatesin Tarihçesi

3700-3000 I.O. Peru – İnkalılar 3000 tür patates evcilleştirdi.

1535 Peru – İspanyollar ilk defa patatesi gördü.

1550 İspanya – Patatesin Avrupa’ya gelişi

1586 İngiltere – Queen Elizabeth’in aşçısı patatesin yapraklarını pişirdi, kendisini çöpe attı.

1590 İtalya – Papa botanikçisine ilk defa patatesi verdi.

1651 Almanya – Devlet, halkını patates yetiştirmeye zorladı.

1660 – 1688 İrlanda – Patates ekimi hızla 500 000’den 1.5 milyona çıktı.

1662 İngiltere – Kraliyet patates ekimine sponsor oldu.

1700 Rusya – Deli Petro patatesi halkına tanıttı.

1719 Kuzey Amerika – İskoç ve İrlanda göçmenleri patatesi ilk defa Kuzey Amerika’ya götürdüler.

1748 Fransa – Parlamento patatesin cüceliğe sebep vermesinden dolayı ekimini yasakladı.

1760 Polonya – Patates 7 Yıl Savaşları sırasında Polonya’ya ulaştı.

1760-1840 İrlanda – Nufus 600% arttı. 1.5 milyondan 9 milyona arttı patates sayesinde.

1763 Fransa – Parmentier patates ekimini Fransizlara tesvik etti.

1764 İsveç – Ülkesinde patates ekimini teşvik etti.

1770 Avustralya – Kaptan Cook patatesi Avustralya’ya tanıttı..

1780 Fransa – XVI.Louis Paris yakınlarında patates tarımı yaptırdı.

1793 Fransa – Patates hakkındaki ilk yemek kitabı basıldı. ‘La Cuisine Republicaine’

1830 Belçika – Patates hastalığı

1835 Fransa – Careme İngiliz usulü patates yemekleri yaptı.

1837 Fransa – Kazayla patates suflesi üretildi.

1845 İrlanda – Patates hastalığı bütün ekini yok etti. 1 milyon İrlandalı öldü, 1 milyonu da ülkeyi terketti.

1850 Amerika – Efsane patates cipsi Saratoga da icat edildi.

1873 Amerika – Idaho patatesleri yetistirildi.

1920 Amerika – 1. Dünya Savaşı’ndan dönen askerler patates kızartmasını ülkelerine getirdi.

1950 PepsiCo patates cipsini dünyaya tanıttı.

Not : PepsiCo Türkiye bu etkinlikleri “Tarımsal sürdürülebilirlik” için gerçekleştiriyor. Türkiye’de üretilen cipslik patatesin %75′ini ve endüstriyel patatesin %19′unu Pepsi satın alıyor. Hatta öyle bir şey ki, patates tarlalarındaki tarla sahiplerini bilgilendiriyor, 15 günde bir kontrolleri yapıyor, tohum, gübre konusunda destekliyor ve iyi mahsul elde etmek için çiftçi ile birlikte canla başla çalışıyor. Pepsi'nin cipslerini yerim ve severim ama ben yine de CocaCola'dan vazgeçemem. Benimki de bir nevi "sürdürülebilirlik" işte. 

7 Kasım 2013 Perşembe

Yeme de Yanında Yat Güveç ...

Kuşbaşı eti (mümkünse bonfileden) yağlı kağıt serilmiş güvecin tabanına yayarak yerleştirin. Üzerine soğanı ve alacalı soyulmuş patlıcanı ve kabuğu soyulmuş domatesleri koyun. Sebzelerin etlerle aynı boyda ve küp küp doğranmış olması hem şekil hem de pişme açısından daha iyi olur. Sebze miktarını hem et miktarına hem de güveç kabınızın büyüklüğüne göre ayarlamak gerekir. Benim güveç kabım 22 cm tencere büyüklüğünde. 500-600 gr. et , 2 patlıcan , 2 soğan , 2-3 domates koyabiliyorum. 

1çay bardağı suda 1-2 kaşık biber ve domates salçasını sulandırıp et ve sebzelerin üzerine dökün. Tuz ve istediğiniz baharatları ekleyip ağız kısmına da yağlı kağıt serip kapağını kapatın. En kısık ateşte 2-3 saat pişirin. 


Aslında burada geç pişen et oluyor. Etleri az yağda önce mühürleyip daha sonra düdüklü tencerede 10-15 dak. pişirip güvece koyarsak , güvecin pişme süresi max. yarım saat filan oluyor. Hem patlıcanlar da fazla erimiyor. Ama nedense bana ağır ateşte pişen yemek daha lezzetli geliyor.  

Bu arada fazla baharat bazen yemeğe çamur gibi bir görüntü verebilir. Kekik, biberiye, fesleğen, kişniş, zahter, defne yaprağı gibi taze ot ve kakule, rezene tohumu, tane karabiber, çubuk tarçın, karanfil, yıldız anason, kök zencefil, sarımsak gibi kabuklu baharatları serbest halde güvece (veya herhangi bir yemek yaparken tencereye) eklemek yerine küçük bir tülbent içine koyup minik bir bohça yaparsanız hem baharatlı hem de daha berrak bir yemek yapmış olursunuz. Kakule gibi kabuk şeklindeki baharatları önce kırmak lezzeti daha da arttırır. 

Not : Piştikten sonra bohçayı çıkarmayı unutmayın :)





Afiyet olsun.

6 Kasım 2013 Çarşamba

Doktor Doktor Baksana ...

Dün Cimcime ile anne kız sağlık işlerimizi hallettik. Cimcime sürekli nezle. Çocuk sümüklü böcek şeklinde dolaşıp duruyor. Kontrol zamanına daha vakit olmasına rağmen, etrafta bolca Krup (Yalancı Difteri) ve Beta söylentileri olduğu için gidelim de içimiz rahatlasın dedik. Bu arada 2 yaş her iki hastalık için de küçük bir yaşmış. Genelde 4-5 yaş civarında rastlanırmış bu hastalıklara. Krup ses kısıklığı ve köpek havlaması şeklinde bir öksürükle, Beta ani yükselen ateş ve dilde beyaz döküntülerle kendini belli edermiş. 

Neyse ki bizim bir hastalığımız çıkmadı. Dilim acıyor , boğazım acıyor demelerinin, iştahsız olmasının, mandalina portakal limon yiyince canı yanmasının sebebi dilinin arkalarında boğazına doğru bir iki tane aft olmasıymış. Demek oralarda da aft çıkıyormuş. 

Ben de hazır gitmişken doğumdan beri ihmal ettiğim tetkiklerimi yaptırayım dedim. Doğumdan önce çok daha evhamlı bir insan olduğum için her sene mutlaka smear testi yaptırırdım. Hatta doktorumun yönlendirmesiyle 2 kere de mamografi de çektirmiştim. Ama hani doğumdan sonra acısı unutuluyor ki ikinci üçüncü çocuklar yapılıyor deriz ya işte bende o iki mamografinin acısını unutmuşum ki doktorum "en son 2010'da yapılmış, şimdi tekrarlayalım" deyince hemen sazan gibi atlayıp kabul ettim. 

Mamografi denilen ve hemşire nezaretinde yapılan tıbbi işkence memenin pide inceliğine gelene kadar sıkıştırılıp sündürülmesinden ibaret. Öyle ki işlem sonunda memeler dize değebiliyor. Küçük memeli arkadaşlar için gerçekten üzülüyorum, hiç ihtiyaçları olmamasını diliyorum ama sonuçta ben de kontrol için yaptırıyorum. Neyse işlem sadece sıkıştırıp mıncıklamaktan ibaret değil. Bunun bir de ultrason kısmı var ve adı meme ultrasonu. Göğüs ultrasonu değil çünkü o zaman akciğer ultrasonunuzu çekip önünüze koyarlar. 

Ultrason kısmı da fiziki işkencenin yanında psikolojik bir işkence. Çünkü bir doktor elinde magnum dondurmaya benzer bir ultrason cihazıyla memenizi önce saat yönünde sonra aksi istikamette tetkik ediyor. Sonra bir yere odaklanıyor ve o bölgede bir ileri bir geri gidip seni delirtiyor. Benim doktorum erkek (kızlı erkekli muayene oluyoruz, bilmem halimiz ne olacak) ve adam memenin dışını bırak taaa içlerine kadar bakıyor. Ama hiç umuru değil, sanırsın ki ekranda fizik problemi çözüyor. Ekrana öyle dikkatili bakıyor ki aklımdan sürekli "aha işte buldu bir şey, yok yok değilmiş , hah tamam şimdi kesin buldu" gibi içsel konuşmalar geçiyor, başıma ağrılar giriyor. Yani inatla adamı seyretsem adam saat yönünde ilk turu atıp ikinci tura başlayana kadar kanser olabilirim. Neyse ki daha önceden doktorun "siz bana hiç bakmayın, bir şey bulursam ben size söylerim" dediğini hatırlayıp başka şeyler düşünmeye çalıştım.  



Yukarıda işkence aleti görülmektedir. Pide ilk resimde görülen plakalar arasında yapılıyor. Kalınlık neredeyse yarım cm'a kadar iniyor ve 1-2 saniye yani çekim yapılana kadar o şekilde kalıyor. O 1-2 saniye aslında çoook uzun. Ve kesinlikle aldanmayın, çekim odasında böyle gülücükler atmayacaksınız. Belki hemşire atabilir ama siz değil.  

Sonuçta ben de memeler de iyiymişiz. Ama artık 40 yaşı geçtiğim için her sene mamografi yaptırmak gerekiyormuş. Her sene bu işkence çekilir mi bilmiyorum. Son gelişmelerden sonra kadınların bağzı bölgelerini toptan kestirip kurtulma söylentileri var ya o da cazip gelmiyor değil :)

1 Kasım 2013 Cuma

Fırında Baharatlı Çıtır Patates

Tarif cok basit. Patatesleri elma dilimi doğra, sıvı yağ , tuz biber kekik toz kişniş, zencefil, zerdeçal, kakule, rezene vs gibi çeşit çeşit baharatlar ve galeta unu ile karıştır (Sağlıksız da olabilir, çocuk yemeyecek nasıl olsa gibi bir durum varsa ezilip toz haline gelmiş Doritos'a da batırılabilir).  Çok çok az (çeyrek bardak) su veya süt ekle ve fırına ver. Üzeri kızarana kadar pişsin. Sonuç işte bu ...




Not : Yağlı kağıt serili bir tepsi olursa yapışmaz. Tarif Tatlı Sefam'dan alınmıştır.

Taşındıkkk...

Nihayet taşındık. Neredeyse 3 senedir taşındık taşınıyoruz , yer bulduk, satıldı satılmadı, tutuldu , tutulmadı derken nihayet yeni ofisimize taşındık. İşte bu da benim minik çalışma alanım. 



Minik derken şaka yapmıyorum. Gerçekten minik bir alanda kısa paslaşmalar yapmaya çalışıyorum. Bugün ilk çayımı döktüm mesela. Az daha büyük olsaymış iyiymiş sonuçta insan çalışacak içinde. 

Neyse buna da alışırız da asıl sorun evden iyice uzaklaşmış olmam. İş iyice uzaklaşınca servise bineyim bari dedim. Dolaşmaktan başım döndü. Sabah ters trafik falan ama yine de çok erken çıkıyorum evden. Cimcimem uyuyor oluyor. Akşamları ise tam bir felaket. Eve dönüşüm 1 saat sarktı resmen. Eve Cimcime'den sonra gelip koşarak mutfağa girmek zorunda kalıyorum. Çocuğumla oynamak için max 1 saatim kalıyor. Bu gidişle çocuk evde dolaşan bu kadın da kim diyecek.  

Sabredip, bir süre daha deneyelim sonra belki yine arabayla gelip giderim. Zaman çok değerli.