24 Şubat 2015 Salı

Bugün Okul Nasıl Geçti ?


Bizim için henüz erken. Cimcime 3 yıl sonra okula başlayacak ama şimdiden "Bugün okul nasıl geçti?” diye sormadan okulun nasıl geçtiğini anlamanın yöntemlerini öğrenip benimsemekte fayda var. Bir anne olarak uzun cevaplar alınabilecek, açık uçlu sorular sorma alışkanlığımı geliştirmem gerek. Bana hiç bir şey anlatmayan sadece “İyi” ya da “güzel” gibi cevaplar yerine, çocuğumun gerçekten neler yaşadığını anlatan cevaplar alabilmek için bu yöntemleri içselleştirmem gerek.

Eğitimpedia sağolsun bu konuda çalışmış, okulla ilgili sorulabilecek farklı ve ilgi çekici sorulardan oluşan bir liste yapmış. Sorular mükemmel değil, olması da gerekmiyor, ama uzun cümleler şeklinde cevap alınabilecek sorular. Hatta bazı sorular çok ilginç sohbetlere dönüşebilir. Bazen de çok eğlenceli cevaplara. Ama en önemlisi bu sorular, çocuklarımızın okul hakkında ne düşündüğünün ve hissettiğinin iç yüzünü anlamamıza yardım eder.

1. Bugün okulda olan en iyi şey neydi? (Bugün okulda olan en kötü şey neydi? )

2. Bugün seni güldüren bir şeyi anlatsana.

3. Eğer seçme şansın olsaydı, sınıfta kimin yanında oturmak isterdin? (Kimin yanında oturmak istemezdin? Neden?)

4. Okuldaki en harika yer neresi?

5. Bugün duyduğun en tuhaf kelime hangisiydi? (ya da birinin anlattığı en tuhaf şey)

6. Bu akşam öğretmenini arasam, senin hakkında bana neler anlatır?

7. Bugün herhangi birine nasıl bir yardımın dokunmuştur sence?

8. Bugün herhangi birinin sana nasıl bir yardımı dokundu?

9. Bugün öğrendiğin bir şeyi anlatsana.

10.Bugün en çok ne zaman mutlu oldun?

11. Bugün en çok ne zaman sıkıldın?

12. Eğer sınıfına bir uzay gemisi inseydi ve uzaylılar birini ışınlasalardı, kimi almalarını isterdin?

13. Teneffüste daha önce hiç oynamadığın birisiyle oyun oynasaydın, o kişi kim olurdu?

14. Bugün olan iyi bir şey anlatsana.

15. Bugün öğretmen en çok hangi kelimeyi kullandı?

16. Sence okulda neyi daha çok öğrenmelisin/yapmalısın?

17. Sence okulda neyi daha az öğrenmelisin/yapmalısın?

18. Sence sınıfta kime karşı daha iyi davranabilirsin?

19. Teneffüste en çok nerede oynuyorsun?

20. Sınıfınızdaki en komik kişi kim? Neden komik sence?

21. Öğle yemeğinin en sevdiğin yemeği hangisiydi?

22. Eğer yarınki öğretmen sen olsaydın, neler yapardın?

23. Sınıfta okula ara vermeye ihtiyaç duyan biri var mı sence?

24. Eğer sınıfta herhangi biriyle yerini değiştirebilecek olsaydın, kiminle pazarlık yapardın? Neden?

25. Bugün okulda kalemini kullandığın üç farklı zamanı anlatır mısın?


12, 15 ve 21′inci sorular gerçekten ilginç, ve bu sorulara verilecek cevapları dört gözle bekliyorum. “Uzaylı” olana benzeyen sorular, çocuklara, sınıfta kimi istemediklerini söylemenin tehdit edici olmayan bir yolu. Böylece size “neden” diye sorabildiğiniz bir sohbetin kapısını açıyor. Bu konuşmalar daha önce hiç bilmediğiniz konuların açılmasını sağlayabilir.

Çocuklar büyüdükçe, onlarla ilişkimizi koruyabilmek için sürekli daha fazla çalışmak ve emek vermek zorundayız. Ama buna kesinlikle değer!



Kaynak: http://www.huffingtonpost.com/liz-evans/25-ways-to-ask-your-kids-so-how-was-school-today-without-asking-them-so-how-was-school-today_b_5738338.htm
l

27 Ocak 2015 Salı

Müziği Hep Yanında Taşı... Hiç Beklemediğin Bir Anda Hayat Seni Dansa Kaldıracaktır !


Wolfgang Amadeus Mozart müzikle ilk olarak 3 yaşındayken, müzisyen olan babası 7 yaşındaki ablasını müzik çalıştırırken tanıştı. Oğlunun müziğe ilgisini gören baba, 4 yaşındayken ona kısa parçalar gösterdi. Mozart bunları hatasız olarak tekrar edebildi. 5 yaşındayken ilk bestesini yaptı. Yazmayı henüz bilmediği için notaları onun yerine babası not etti. 6 yaşında ilk halka açık konserini verdi. Yaşamı boyunca 600’e yakın eser besteleyerek klasik müziğin en etkili isimlerinden biri oldu.

Ölümünden yaklaşık 200 sene sonra bile Mozart’ın müziğinin etkisi araştırmalara konu oldu. 1993 senesinde yapılan bir araştırmada, bir zeka testindeki soruları çözecek olan denekler üç değişik türde hazırlığa tabi tutuldu. Deneklerin bir kısmı soruları çözmeden önce 10 dakika sessiz bir ortamda bekledi. Bir kısmı 10 dakika boyunca sözel rahatlama yönergeleri dinledi. Geri kalan kısmı da 10 dakika boyunca Mozart’ın bir sonatını dinledi. Sonunda Mozart’ın sonatını dinleyen denekler zeka testinin ilk 15 dakikası boyunca daha yüksek performans gösterdiler. Literatüre Mozart Efekti olarak geçen bu araştırma, “anne karnındaki bebeklere Mozart dinleterek zekalarını artırma” gibi yorumlara kadar uzadı. Her ne kadar daha sonra Mozart’ın müziğinin kalıcı bir zeka artışına yol açmadığı ifade edildiyse de, hatta orijinal deney bebekler üzerinde değil daha büyük öğrenciler üzerinde yapılmış olsa da ve sonraki pek çok deneyde diğer müzik türlerinin de en az Mozart kadar etkili olabileceği bulunduysa da bu araştırma şehir efsanesi gibi dalga dalga büyüdü. Bugün bizim jenerasyonumuzdaki pek çok anne, belki bilerek, belki de bilmeyerek hamileliği sırasında karnına kulaklık takarak bebeğine klasik müzik dinletmiştir.

Evet, tahmin edebileceğiniz gibi bugünkü konumuz müzik. Müzik dosyasını açıyorum. 

 

Hepimizin bildiği gibi müzik günlük hayatımıza renk katan, duygularımızı kamçılayan, stresi azaltan müthiş bir sanat. Müzikten yetişkinler kadar hemen her yaştaki çocuklar ve hatta bebekler bile keyif alabilir. 

Eğer sizin çocuğunuz müzik dinlemeyi sevmenin ötesinde müzik üretmek yönünde davranışlar gösteriyorsa, bu durumda müzik eğitimi konusunu da düşünüyor olabilirsiniz. Çocuğunuzun müziğe eğiliminin sadece bir ilgiden ibaret mi olduğunu, yoksa desteklenmesi gereken ve ileride bir mesleğe dönüşebilecek bir yetenek mi olduğunu merak ediyor olabilirsiniz. Müzikle ilgilenen her çocuk müzik üretmeyi düşünmeyebilir. Kimisi sadece şarkı söylemekten de keyif alıyor olabilir. Kimisi desteklendiği takdirde başarılı bir müzisyen olabilir. Kimisiyse Mozart gibi doğuştan gelen bir yetenekle müzik üreten bir deha olabilir. Şunu unutmamak gerekir ki, deha oldukça az rastlanan bir yetenek seviyesidir. Ancak müziğe yetenekli ve istekli her çocuk, uygun bir eğitim ve azimli bir çalışma ile başarılı noktalara gelebilir.


Çocuğum Müzik Dehası mı?


Müzik yeteneğinin genlerden mi ileri geldiği yoksa eğitimle mi oluştuğu yönünde çeşitli araştırmalar var. Örneğin, 2008 senesinde 234 Finlandiya kökenli aile arasında yapılan bir araştırmaya göre, müzik yeteneği yaklaşık %50 oranında genlerden ileri geliyor. Bir başka deyişle, müziğe yetenekli çocuklardan yaklaşık %50’sinin ailesinde anne/baba ya da diğer akrabalar da müziğe yetenekli ya da meslek olarak müzisyenliği seçmiş. Elbette tek bir araştırma bu konuda kesin bir kanıya varmak için yeterli olmasa da, en azından bize bir bakış açısı veriyor. Eğer müzik yeteneğinin %50’si genlerden gelirse, geri kalan %50’sinin de eğitim ve çalışma ile ortaya çıktığı söylenebilir.

Sosyal ağlar sayesinde hemen her gün 3-4 yaşlarında piyanoyu sular seller gibi çalan ya da yetenek yarışmalarında arya seslendiren minikleri görüyoruz. Pekiyi bizim çocuğumuz gerçekten o kadar yetenekli mi? Müziğe yetenekli olan çocukların gösterdiği bazı davranışlar şöyle:

Perfect (mükemmel) pitch’e sahip mi? Herhangi bir nota çalındığında, notanın hangi kaynaktan geldiği önemli olmadan (bir piyano tuşu da olabilir, araba kornası ya da kapı zili de) ve referans (örnek) bir nota olmadan onun hangi nota olduğunun ismini söyleyebiliyor ya da o notanın aynısını mırıldanabiliyor mu? Örneğin, gerçek bir piyanoda ya da oyuncak bir piyanoda notalar çalındığında o notaları ayırt edebiliyor mu?

Güçlü bir ritm duygusu var mı? Fiziksel hareketleri ritmik mi? Örneğin, müzik çaldığında ayakları yada elleriyle tempo tutuyor, müziğe eşlik edecek şekilde sallanıyor, adımlarını müziğe uyduracak şekilde yürüyor mu? O müziğin temposuna uygun olarak oyuncak davula vurabiliyor mu? KidsHealth’e göre 1-3 yaş arasındaki ortalama bir çocuk müzik çaldığında bir yere vurup tempo tutmayı deneyebilir. Ancak 3 yaşına gelmeden uyumlu bir şekilde tempo tutamaz. Ancak müziğe yetenekli olan çocuklar 3 yaşından önce de tempo tutma konusunda daha başarılıdır.

İleri müzik becerileri geliştirdi mi? Şarkı söylemek, enstrüman çalmak ya da beste yapmak gibi. Örneğin piyanoda kısa bir parça çalındığında onun aynısını çalabiliyor mu?

Çevredeki seslere duyarlı mı? Müziğe yetenekli çocuklar diğer çocuklara kıyasla çevrelerindeki seslere daha duyarlıdır. Yüksek sesli arabalar, akan su, komşunun evinden gelen müzik ya da arabada çaldığınız müzik hakkında konuşabilirler.

Müzikteki değişimleri/farklılıkları fark ediyor mu? Örneğin, düzgün olarak akord edilmemiş bir müzikal enstrüman çaldığında bunu anlayabiliyor mu? Onun bildiği ya da bilmediği bir şarkıyı söylerken şarkının bir yerinde melodiyi bilerek hatalı söylerseniz bunu fark ediyor mu?

Yukarıdaki soruların hepsine ya da çoğuna evet yanıtını veriyorsanız, çocuğunuzda müzik ilgisi, müzik yeteneği ya da müzik dehası olabilir.


Erken Müzik Eğitimi Faydalı mı?


Bir önceki bölümde müziğe yetenekli olan çocuklarda görülen ortak davranışları okudunuz. Çocuğunuz bu özelliklerden bazılarını ya da çoğunu gösteriyorsa müzik eğitimine başlamayı düşünebilirsiniz. Ancak uygun zaman ne zaman?

Müzik eğitimine ne zaman başlanması gerektiğine yönelik araştırma yaptığımızda karşımıza çıkan pek çok kaynak var. Kaynaklarda çok değişik yaşlar öneriliyor. Kimi uzman “4 yaşından önce başlamamalı, çünkü 4 yaşından önce çocuklar ciddi bir müzik eğitimine odaklanamaz.” diyor. Kimi uzman “En erken 6 aylıkken bile başlayabilir. Çünkü zeka gelişimine katkısı var.” diyor. Bu konudaki bütün araştırmaları bu yazıya almaya yerimiz yetmez. Ancak bilimsel araştırmalardan ortak olarak gördüğüm çıkarıma göre, erken yaşta müzik eğitimine başlamış olmak çocuk gelişimiyle ilgili çeşitli alanlarda daha olumlu sonuçlar alınmasına yardımcı oluyor. Ayrıca eğitime ne kadar erken başlanırsa, daha geç başlayanlara kıyasla daha uzun seneler eğitim alınacağı için belli yeteneklerin geliştirilmesi daha kolay oluyor.

7 yaştan öncesi gelişim açısından “duyarlı dönem” olarak tanımlanıyor. Yapılan bir araştırmaya göre 7 yaşından önce piyano ve violin derslerine başlayan çocuklarda, başlamayan çocuklara kıyasla beyninde kalıcı değişiklikler oluşup, bu değişiklikler işitsel ve görsel anlamda daha iyi motor yeteneklerini doğuruyor.

6 aylık bebeklerden başlamak üzere yaşlarına uygun bir şekilde uyarlanmış aktif müzik dersleri verilmesi çocuğun müzik, dil öncesi iletişim ve sosyal gelişme özelliklerini artırıyor. 

Sonuç olarak müziği ileride meslek olarak edinecek kadar sevdiği düşünülen çocuklarda, yaşına uygun olmak kaydıyla eğitim çok ufak yaşlardan başlanabilir. Eğitime en erken ne zaman başlanacağı bence çocuğun yetenek seviyesine, istek seviyesine ve ailenin imkanlarına bağlıdır.



Müzik Eğitiminde İzlenmesi Gereken Yol


Bence burada sorulması gereken kritik soru “Neden çocuğumuzun müzik eğitimine başlaması gerektiğini” düşündüğümüz. Müzik eğitimi de dahil olmak üzere yetenek gerektiren her türlü konuda çocuğun ilgisini hobiden öte profesyonel bir noktaya taşımak konusunda düşünceleriniz varsa, önerim durumu iyi analiz etmenizdir.

Çocuğum gerçekten yetenekli mi? Ebeveynlerin çocukların yetenek seviyeleri konusunda objektif olmaları zordur. Elbette çocuklarıyla en çok vakit geçirenler onlar olduğu için, çocuktaki değişimleri, gelişimleri ve meyilleri herkesten önce görmeleri çok normaldir. Ancak bir yeteneğin seviyesinin ne olduğu, özel eğitimle desteklenecek kadar ileri bir seviyede olup olmadığının değerlendirmesini profesyoneller daha iyi yapacaktır. Bir müzik öğretmeni ya da üniversitelerin müzik bölümündeki profesörler çocuğunuzun müzik kapasitesini değerlendirip, uygun eğitim şeklini, enstrümanları ya da okulu önerebilir.

Çocuğum gerçekten istekli mi? Yine kimi ebeveynler kendi çocukluklarında ilgi duydukları konularla ilgili olarak kaçırdıkları eğitim fırsatlarını çocuklarında denemek ya da ileride daha başarılı bir birey olması umuduyla, herhangi bir ilgisi olmayan çocuğu belli bir sanat ya da spor dalına yönlendirmek isteyebilirler. Meslek seçimi mutluluğu doğrudan etkileyen bir seçimdir. Bu nedenle isteği olmayan bir çocuğu yönlendirmek bana göre doğru olmayacaktır.

Diyelim ki çocuğunuzun müziğe yetenekli olduğunu düşünüyorsunuz. Bir müzik profesyonelinin de aynı yöndeki görüşünü aldınız. Bundan sonraki aşama bence çocuğunuzun yetenek ve istek seviyesini beraberce değerlendirmek olmalıdır.

Yetenekli ve İstekliyse : Eğer küçük çocuğunuz müziğe yatkın, müzik konusunda yetenekli ya da deha seviyesinde başarılıysa bu durumda çocuğun istek seviyesine bakmak gerekir. Eğer müzik konusunda daha çok öğrenmek ve hatta müzik eğitimi almak konusunda belirgin bir isteği varsa bu durumda müzik profesyonellerinden yardım almayı tercih edebilirsiniz. Çocuğunuza yaşına göre özel ders aldırabilir ya da müzik konusunda eğitim veren bir okula gönderebilirsiniz.

Yetenekli Fakat Kararsızsa : Eğer küçük çocuğunuz müzik konusunda yetenekliyse ancak eğitim almak konusunda isteğini anlayamıyorsanız, bazen istekli/bazen isteksiz olmak gibi bir kararsızlığı varsa ya da yaşı çok küçükse belki henüz zamanı gelmemiştir. Bu durumda çocuğunuza müzikle ilgili, yaşına uygun oyuncaklar alabilir, evde aktif olarak yaşına uygun kaliteli müzikler dinleyebilir, onunla beraber şarkılar söyleyebilir, ona şarkılar öğretebilir, oyun grubu gibi ortamlarda kendisi gibi müziğe ilgi duyan çocuklarla biraraya getirebilir ve onu yaşına uygun konserlere götürebilirsiniz. Bu şekilde müzik ilgisi gelişebilir ve müzik eğitimi talep etmeye başlayabilir.

Yetenekli Fakat İsteksizse : Eğer küçük çocuğunuz yetenekli ancak eğitim almak konusunda isteksizse bu durumda, bana göre, onu zorlamak doğru değildir. Bu durumda çocuğu kendi haline bırakmak ve yaptığı müzik aktivitesinden dilediği şekilde zevk almasına izin vermek en doğrusudur. Erken çocukluk çağları eğitim açısından mükemmel bir fırsat olmasına rağmen, çocuğun mutlu bir çocukluk yaşaması bence herşeyden önemlidir. Psikolojik açıdan mutlu bir çocukluk yaşamış olan bir birey, ileride kendini ifade edeceği bir alanı mutlaka bulacaktır.

Sonuç olarak,

Çocuklara müzik eğitimi vermek konusunda kesin bir yaş vermenin mümkün olduğunu düşünmüyorum. Bu her çocuğun yeteneğine, istek seviyesine ve ailenin imkanlarına göre değişir. Ancak müzik konusunda belirgin bir yeteneği ve isteği olan çocuklarda yaşına uygun müzik eğitimine çok erken yaşlarda başlanabilir. Yetenekli çocuklar için, çocuk gelişimi açısından tüm algıların açık olduğu 7 yaş öncesi bence en uygun dönemdir. Çocuğun yetenek seviyesinin değerlendirmesini mutlaka müzik konusunda profesyonel bir kişi yapmalıdır. Çocuk müzik eğitimine erken başlatılacaksa, mutlaka ufak çocuklarla çalışmak konusunda deneyimli bir eğitmen ile ve yaşına/seviyesine uygun enstrümanlarla/yöntemlerle başlamalıdır.



Kaynaklar

TheBump Bebek ve Ben  Kids Health

12 Kasım 2014 Çarşamba

İstanbul Mini Maker Fuarı

İcatlar, mucitler atölyeler, 3 boyutlu yazıcılar ve projeler ile dolu bir fuar var şu an İstanbul Haliç Kongre Merkezinde. Sadece iki gün sürecek. Biz yakaladık, çok da eğlendik. Darısı isteyenlerin başına. 


İlgilenenler için kısaca anlatmak gerekirse, “Maker Faire” bir maker hareketi ile ortaya çıkmış projelerin sergilendiği etkinliklerdir. Panayır havasında geçen bu etkinliklerde, maker (yani üretici, üreten, yapan kişi), yaptığı projeleri ziyaretçilere tanıtır. Satış yapan ticari firmalar ve makerlar olduğu gibi, gönüllü yapan da birçok maker olabilir. Gelenler için bir yaş sınırı yoktur. Özellikle çocukların ufuklarını açmak ve ilham vermek açısından tam yerinde bir fırsattır. 

Yaratıcılığın, özgünlüğün, eğlencenin bir kutlaması şeklinde cereyan eden Maker Fare etkinliklerinde bireyler veya kurumlar geliştirdikleri projeleri sergilemekteler, misafirlere anlatmaktalar ve hep birlikte bunun sevincini paylaşmaktalar. 


Etkinlik ilk kez ABD’de MAKE dergisini çıkaran Maker Media tarafından yapılmıştır. Maker projeleri arasında elektronik robot yapımı, 3 boyutlu yazıcı projeleri, cnc gibi teknolojik ürünler üretimi olabildiği gibi geleneksel demir, ahşap işçiliği ve zanaat ürünleri de olabilir.
Web : Istanbul Mini Maker Fare Lütfen tıklayın

5 Kasım 2014 Çarşamba

Uçan Çocuklar


Cimcime ile sadece bir kere uçağa bindik onda da Kıbrıs'a uçtuğumuz için bu kısacık uçuşta hiç sorun yaşamadık. Ama ben yine de gerilmiştim. Bunun yanı sıra, sanılanın aksine bu yazıyı çocuklu uçak yolcusu olarak değil çocuklu olduğum, onları anladığım halde çocuklu yolculardan rahatsız olan gaddar anne olarak yazacağım. 

Öncelikle dediğim gibi uzun bir uçuşa Cimcime ile gitmem gerekse gerçekten çok ama çok gerileceğim kesin. Ve ben gerginken genelde Cimcime'de gerilip ortalığı ateşe verir. Kısaca sevdiklerim biz uçarken bizle olsun istemem. Gerilmemeyi becerebilirsem uçuşumuz göreceli olarak iyi geçebilir. Dediğim gibi çocukla uçmak konusunda kötü biten somut tecrübelerim yok. Fakat çocuksuz çıktığım seyahatlerde çocuklu aileler yüzünden yaptığım saatler süren beklemelerim, uçuş sırasında da dinlemek zorunda kaldığım sayısız ağlama bağırma ve höykürme mevcut. 

Öncelikle bir çok hava yolu çocuklu yolcuları uçağa önce bindiriyor. Bu çocuklu yolcular için çok düşünceli bir davranış olsa da çocuksuz yetişkinler için o kadar da sevimli bir durum değil. Çünkü bagaja verdikleri yüz tane bavul dışında kabine alıp kabin üstü dolapları başkasına yer bırakmayacak şekilde dolduracak sayısız çanta torba, katlanmasını beklemeye katlanamadığım çocuk arabaları, pusetler, çocuk için ayrı biletler, çocuğu oturtma bağlama çözme, tekrar bağlama derken çocuklu ailenin uçağa yerleşmesi en az 20 dakika. Her çocuklu aile bu ritüeli sırayla yaptığı için çocuklu aile sayısı çarpı 20 eşittir saatler oluyor. Kısaca çocuksuz yetişkin olarak o beklemelerde ilk aklımdan geçen, uçağa binebilmek için hemen oracıkta doğurmak. 

Uçağa bindikten sonra da iniş ve kalkışlarda özellikle küçük çocuklarda basınç farkı nedeniyle oluşan ağrılar ve ardından gelen bol ağlama, her ne kadar halden anlar medeni bir yetişkin gibi davranmaya çalışsak da her an bizi mağara adamı özümüze döndürebilir. 

İşte bu çocuksuz yetişkinlerin sürekli çocuklardan yakınması nedeniyle havayolu şirketleri çocuksuz uçuşlarla ilgili düzenlemeler yapmaya çalışıyor. Mesela Richard Branson'un sahibi olduğu Virgin Atlantic için ürettiği değişik bir fikir var. Çocuklar uçuş boyunca ailelerinden ayrı bir kabinde, bakıcılar eşliğinde yolculuk edecek. İstedikleri kadar bağırabilirlerken, anne-baba da diğer normal yolcular gibi şarap içip film izleyebilecek. Bu fikir ailenin uçuş stresini azaltacağı gibi, 'Ay benim yanıma oturmasın bu çocuklu aile' bakışlı diğer yolcuların uçaktaki tedirginliğini de alacak.

Uzaklara yolculuk etmek zorunda kalan kimi aile için çok çekici bir haber olduğunu düşünüyorum ama ben uçuşlardaki güvenlik unsurları nedeniyle çocuğumu yanımdan ayırmak istemezdim. Ama Eurostar tren şirketinin yaptığı aile vagonları (Family Carriage) gibi aile kabinlerinde uçmaya sıcak bakabilirdim. Mesela o kabinde tüm ailenin gidip biraz hareket edebileceği türden.ufak bir oyun alanı olması hoş olabilirdi. Veya çocuklu yolcular özel bir biniş kapısından uçağa alınıp stressiz, koşturmacasız ve diğer yolcuları rahatsız etmeden uçağa yerleştirilebilir. Sonuçta çocuklu yolcunun yaşadığı stres, bekleyen çocuksuz yetişkinden kat be kat fazla. Mesala çocuklu ailelerin daha rahat oturabileceği koltuklar da güzel fikir olabilir. Ve elbette esnek yemek saatleri çok işe yarar. Örneğin anne yemek yerken, baba çocuklarla ilgilenebilir. Sonrasında baba istediği zaman kendi yemeğini isteyebilir.

En son Meksika'dan dönerken toplamda 4 çocuklu 2 ailenin arkasında seyahat ettiğim için her iki tarafı da anlayabiliyorum. Çocuklar Fransız annelerin çocukları (AirFrance Uçuşu) oldukları için dünyadaki bir çok yetişkinden daha yetişkin olmalarına rağmen, ben tam uyurken üzerime dört beş kere oyuncak atarak beni yerimden zıplattılar. Zıplamanın yanı sıra her seferinde o daracık koltuk arasına girip oyuncağı geri vermem ve şirin şirin sırıtmam da gerekti. Bu gibi durumlarda ilerde benim de başıma gelebilir, izle-öğren metodunu kullanıp gıkımı çıkarmasam da en zoru şirin şirin sırıtmak oluyor. 

3 Ekim 2014 Cuma

Bayramda Evde Kalacak Cavanarları Zaptetme Yöntemleri ...

Biz bu bayram (da) evdeyiz. İlk gün aile büyüklerini ziyaret ettikten sonra trafik müsade ederse gezeriz. Ama yine de bir kaç günü evde geçirme durumumuz var. Eve kapalı kalan Cimcime enerji patlaması yaşadığında "koşarak git içeriden şunu bul, tek ayakla zıplayarak geri getir" veya "üst kattan şunu getir, yok bu değil onu götür bunu getir" gibi enerji harcatacak oyunlar bulmaya çalışıyorum. Aşağıdaki listeye de internette bir sitede rastladım (ama adını hatırlayamadım o nedenle yazamıyorum, kusura bakılmasın lütfen). Evde zaman zaman tırlatan küçükler için oyalayıcı çözümler var.  

1. Etiket (sticker) Yapma: Dergi yada gazetedeki araba, çocuk, uçak gibi çocuğunuzun ilgisini çekebilecek resimleri makasla kesin ve çocuğunuzun bir A4 kağıdına bu resimleri yapıştırmasına yardımcı olun veya kendisinin nasıl yapıştıracağını öğretin. Ele bulaşmayan (ruj şeklinde olan pritt vs) yapıştırıcılar bu iş için çok uygun:)

2. Basketbol: Çoraplarınızı bir çamaşır sepetine doldurun, önce bu çorapları çocuğunuzla birlikte sayma oyunu oynayın. Sonra çorapları, biraz uzağa yerleştirdiğiniz çamaşır sepetine atma oyunu oynayın. Bir nevi basketbol:) Bakalım en çok basketi kim atacak?

3. Şekilleri Boyama: Bir A4 kağıdına daire, üçgen, dikdörtgen, kare gibi şekiller çizin ve çocuğunuz isteği renk ve istediği tür boyalarla bunların içini boyasın. Pastel boya, sulu boya, kuru boya, keçeli kalemler vb hepsi olabilir. Çocuğunuzun yaşına uygun boyayı siz tespit edin.

4. Bowling: 5-6 adet yarım litrelik su şişesi alın ve içlerini yarısına kadar suyla doldurun. Bir top ile bunları (uzaktan topu yuvarlayarak) devirmeye çalışın. Su şişeleri labut olmuş olur, siz de bowling turnuvası yapıyor olursunuz:)

5. Saklambaç: Her daim oynanabilecek en eğlenceli oyunlardan biridir. Eğer çocuğunuzla birlikte koşturmak için yeterli enerjiniz yoksa, bu oyunu ‘çarşafın altında saklanan çocuğu bulma’ oyununa dönüştürebilirsiniz:) Her yerde çocuğunuzu arıyor olacaksınız, sesli olarak ‘hay allah nerede bu çocuk?’ ’ Perdenin arkasında olabilir mi? Hayır yok’ ‘Yatağın altında mı acaba? Yoo burda da yok’ … şeklinde aklınıza gelen her yeri sayabilirsiniz. Bu sayma işlemini oturduğunuz yerden, kılınızı bile kıpırtatmadan yapıyorsunuz:) Bu işin püf noktası. Çok fazla uzatmadan çocuğunuzu bulmanızda fayda var ‘aa aaa!! Çarşafın altındaymııış!’ diyerek çarşafı bir sihirbaz gibi uçurarak açarsanız, çocuğunuzun çok eğlendiğini göreceksiniz:)

Uyarı:

-Kalın bir çarşaf seçmeyin, çocuğunuz nefes alabilsin!

-Çocuğunuzun saklanma süresini çok kısa tutun, çarşaf altında nefessiz kalmasın!

-Çocuğunuzu çabuk bulun ki oyuna ilgisi kaybolmasın. Bir süre sonra sıkılıp, oyunu bırakabiliyorlar:)

6. Doldur Boşalt: 2 küçük kavanozun içine düğme veya nohut, leblebi benzeri iri taneli bir şeyler koyun. (!Tabi ki bu objeleri ağzına atmaması gerektiğini bildiği bir yaşta olsun! 2+) Bu objeleri kavanoza sayarak koysun. Çocuğunuz bunları birinden diğerine boşaltsın.

7. Mercimek : Büyükçe bir masa örtüsünü yere veya masaya serin. Büyük bir kaseye kırmızı mercimek (1 su bardağı kadar) koyun. Yanında 2 küçük kase (veya 2 çay tabağı) ve 1 tatlı kaşığı olsun. Çocuğunuz büyük kasedeki mercimekleri, kaşıkla alarak diğer kaselere doldursun. Bunu hiç dökmeden yapmaya çalışacaktır. İlgisini çekmez sanmayın, bayılıyorlar:) (!Ağzına atma ihtimali varsa, hiç denemeyin! 2 yaş+ bir oyun bu)

8. Heykel olma oyunu: Çocuğunuzla müzik eşliğinde dans edin! Sonra birden müziği durdurun ve ‘heykel ol!’ deyin. Herkes en son hangi hareketi yapıyorsa, o haliyle donsun ve hiç kıpırdamasın:) Müzik başlayınca tekrar canlanın ve oyunu istediğiniz kadar tekrarlayın. Enerji boşaltmak için harika bir oyun:) (*TV’deki müzik kanallarından birini açarsanız, sesini kapatıp açmak kolay olur).

9. Hayvan Taklidi Yapma: Eğer hayvan seslerini taklit etmek veya hayvan olmak çocuğunuzun hoşuna gidiyorsa, onunla bu oyunu oynayın. Yere çömelip, bir köpek gibi ( veya kedi, aslan, fil her ne isterseniz) o halde evin içinde dolaşın:) Bazı yerlerde durun ve yemek molası verin. Odanın bir kısmı bahçe olsun, orada yuvarlanın ve şımarın:) Susadıysanız su için, havlayın, miyavlayın, kükleyin Çocuğunuz bir anda sizi yönlendirmeye ve hayal kurmaya başlayacak göreceksiniz:)

10. Trafik Lambası Yapma: Bitmiş meyve suyu veya süt kutularından trafik lambası yapın. Büyük veya küçük farketmez her türlü dikdörtgen kutu işinizi görür:) Beyaz bir kağıdı kutunun etrafına yapıştırın (prit veya benzeri bir yapıştırıcıyla), sonra üzerine kalemle 3 yuvarlak çizin. Çocuğunuz bunları yeşil, sarı, kırmızı renklere boyasın. Şimdi de oyuncak arabalarıyla bu trafik lambasında durma, bekleme ve geçme oyunu oynamayı öğretin ona. Sonra bırakın kendi kendine devam etsin oynamaya:)

11. İpe Boncuk geçirme: Evinizde var olan boncuk veya düğmeleri çıkarın, içinden geçebilecek kalınlıkta bir ip ayarlayın ve çocuğunuzun bu ipi deliklerden geçirmesini isteyin. Kız veya erkek hiç farketmez tüm çocuklar bu oyunu oynayabilir. Ama ince motorlarının gelişmiş olması lazım. 3 yaş ve üzeri çocuklar çok daha rahat oynar bu oyunu. (! Küçük parçaları ağzına atmayacak yaşta olsun mutlaka!)

12. Alışveriş: Mutfak dolabınızdaki açılmamış makarna, hazır çorba, küçük mutfak eşyaları, kitap, kalem, toka vs ürünleri çıkarın ve bir sehpa veya masaya dizin. Çocuğunuza bir alışveriş sepeti veya bir poşet verin. Marketten istediği gibi alışverişini yapsın bir müşteri gibi veya kendisi satıcı olsun, siz müşteri olun:) Kağıtlardan küçük kareler kesin, bu da paranız olsun. -Bu kaç lira? sorusuna yılların esnafı edasıyla, -5 lira! demeye bayılıyor çocuklar:)

*Birkaç gün sonra oyunu zenginleştirmek için, kullanmadığınız bir mağaza kartını oyuna dahil edip, bunun bir kredi kartı olduğunu varsayabilirsiniz. Ayrıca her oynayışınızda ürünlerinizi değiştirmenizde fayda var:)

13. Ev hamuru: Misafirleriniz mi geliyor, hazırlayın hamurunuzu ve siz poğaçanızı yaparken çocuğunuz da sizinle masaya otursun ve hamur oynasın:) Hamur şekilleriniz varsa çocuğunuz bunları kullansın eğer yoksa, evdeki herhangi bir şişe kapağı, bardak, kaşık, çatalla hamuruna istediği şekli versin.

14. Hayvanlarla evcilik: Evinizde oyuncak hayvanlar mutlaka vardır. Lego, ahşap bloklar benzeri çok parçalı oyuncaklarınız da varsa, bunların yardımıyla hayvanlarınız için bir hayvanat bahçesi yapın (barınakların çevresini belirleyin legolarla). Sonra bu alanların içine hayvanlarınızı yerleştirin. Hayvanlarınız sabah olduğunda (horoz ötsün) uyansın, birbirlerine günaydın desinler. Komşuculuk oynasınlar; birbirlerine gidip gelsinler, meyvelerini yesinler (bu arada siz de çocuğunuza meyvesini yedirmiş olursunuz:)), akşam olunca uyusunlar vs…

*Oyunu ilerleyen zamanlarda geliştirmek isterseniz, çiftlik hayvanları ve vahşi hayvanları ayrı yerlere koyun. Çocuğunuz hangilerinin çiftlik hangilerinin vahşi hayvan olduğunu öğrenmiş olur. Daha da ilerlemek isterseniz hayvanları etçil ve otçul hayvanlar olarak ayırın. (2-3 yaş çocukları için bu bilgi biraz kafa karıştırıcı olabilir:)

15. Kitap okuyun: Kitap okumak sadece uykuya geçerken değil her daim faydalanılabilecek bir etkinliktir. Gün içerisinde yere yüzüstü uzanın ve birlikte kitap okuyun. Eğer çocuğunuz kitap okumaktan hoşlanmıyorsa, yazıları okumadan sadece resimleri ona anlatın. Hikayeyi kendiniz uydurun. Onun da bu aktiviteye katılıp ‘aa burda bir kuş daha var baksana’ dediğini duyacaksınız.

*Gel birlikte kitap okuyalım dediğiniz anda tepki gösteriyorsa, siz açın bir kitap ve kendi kendinize resimleri anlatmaya başlayın. Yanınıza hemen gelecektir. Gelmiyorsa, başka oyuna geçin. Ama daha sonra bir daha… bir daha… deneyin bunu lütfen

16. Puzzle Yapın: Puzzle yapmayı öğrenene kadar mutlaka birlikte birkaç kere yapın ki çocuğunuz bunun ortak yapılacak, eğlenceli bir aktivite olduğunu farketsin ve nasıl yapılması gerektiğini öğrensin. Önce az parçalı puzzle’larla başlayın ( 4-6 parçalı gibi). Daha sonra, çocuğunuz yapabildikçe 20 parçalı puzzle’lara kadar çıkın. Puzzle satın alırken, karmakarışık resimleri olanları almayın. Renklerin geçişlerine ve karakterlere bakın. Arabalar (Cars) serisi, arı maya, hello kitty, nemo, pepee vb bilindik karakterler işinizi kolaylaştırır.

*Çocuğunuz parçaları birleştirdikçe ona coşkuyla ‘afferin!’ deyin ve onu her daim teşvik edin. Hatta tamamladığı bir puzzle’ı hiç bozmadan, akşam baba eve geldiğinde ona göstermek için saklayın.

17. Serbest resim: Çocuğunuz kreş yada anaokuluna gidiyorsa genelde çocuklara sadece çerçevesi çizilmiş bir resmin içini boyama aktivitesi yaptırılır. Çocuklar kafalarına göre sayfaları karalayarak doyasıya resim yapamazlar:) Onun için çocuklara evde istedikleri gibi boyayabilecekleri bir ortam yaratmak lazım. Sadece 1-2 adet düz beyaz kağıt ve boya kalemleri yeterli. Bırakın istediğini yapsın.

*Çocuklar yaptıklarını sergilemekten hoşlanırlar. Resmi bittikten sonra onu buzdolabına asmasını söyleyin ve babasına akşam gelince göstersin. Çocuğunuz nasıl mutlu olacak göreceksiniz:) (buzdolabı yerine görünen herhangi bir yer olabilir; kapı, salonun bir duvarı gibi…).

18. Hareketli Şarkılar: Çocukluğumuzdan beri bildiğimiz şarkılar, tekerlemeler vardır… Portakalı soydum, başucuma koydum; Mini mini bir kuş donmuştu… vs gibi. Bunları hareketlerle birlikte söyleyin. Örneğin: portakalı soydum (bir portakalı soyar gibi yapın), başucunuza koyun… Çocuğunuz da sizinle birlikte yapsın:)

19. Bulaşık yıkama: Çocuğunuza bir mutfak önlüğü giydirin (üstü ıslanmasın diye), eline bir bulaşık süngeri verin ve birkaç plastik tabağı, bardağı yıkamasına izin verin. Bulaşık deterjanı alerjik olabilir, bebek şampuanı damlatırsanız süngere, bulaşıklarını bununla yıkayabilir:) Hatta bir sünger artık onun süngeri olsun, ne zaman isterse kendi süngerini çıkarıp, bulaşık yıkayabilsin. ilerleyen zamanlarda bu oyundan sıkıldıysa, kendi oyuncaklarını yıkamasına izin verebilirsiniz. Erkekler arabalarını, kızlar bebeklerini ve tabaklarını yıkamaya bayılırlar:)

20. Balon: Balonu yere düşürmeme oyununu bizler de çocukken çok oynardık. Bu oyun da çocukların enerjilerini boşaltmak için bire bir. Balonu yere düşüren yanar. Herkes balona , sırayla, yukarıya doğru vuracak ve yere düşürmeyecek.

Herkese kolay gelsin ve iyi bayramlar.