16 Temmuz 2015 Perşembe

Cuba Macerası - Havana , Vinales

Cuba seyahatinin ikinci bölümü Havana ve Vinales'de geçiyor. Trinidad'dan harika doğa manzaraları eşliğinde 3,5 saatlik bir otobüs yolculuğundan sonra Havana Meliha Cohiba Otele ulaştık. 

Yerleşip dinlendikten sonra yemek için Arjantin restaurantı benzeri bir paladar'a gittik. Değişik yemeklerden biri congri denilen siyah fasulyeli pilavdı. Bir de ilk defa tatlı patates kızartması yedim (bence güzeldi) Onun dışında değişik tip etler şişte getirilip masada dağıtılıyordu. Servis hizmetleri konusunda tüm restaurantlar zayıf. Ne de olsa tüm çalışanlar aslında devlet memuru. Kısaca salla başını al maaşını hesabı yapılıyor. Mesela et dağıtımı esnasında karışıklık olduğu için bazı masalar tabakları kemirmek zorunda kaldı. Çok beğenmediğim için paladar'ın adını bile almadım. 


Otelimizin yan tarafında Habana Club vardı ve değişik dans şovlar eşliğinde Bueno Vista Social Club müzik ziyafeti veriyordu. Kaçırmadık elbette. 


Havana'da ki ikinci günümüzde önce devrim meydanına gidip dev Che resmi ile fotoğraflar çektirdik. 


Sonra Puro Fabrikasını ziyaret ettik. Puro fabrikalarında foto çekmek yasak ama onun dışında her şey serbest maşallah. Tanesi 10-15 usd'ye satılan tazecik puroları el altından bir çırpıda 1-2 usd'ya almak mümkün. Çalışanların günlük puro istikhakı varmış ve bu miktarı ister içer ister satarmış. Elbette bu ticaret çok etik değil ama yapılıyor işte. Puro konusu çok ilgimi çekmediği için fazla bilgi tutmadım aklımda ama bir fabrikada her cins puronun üretildiğini, tütün miktarı, yaprak kalitesi ve puro boyutlarının puro cinsini belirlediğini öğrendim. Bir de fabrikayı ziyaret ettiğimiz 29 Mayıs'ın puro sarma günü olduğunu öğrendim. Bu arada puro fabrikası da devletin ve saran kişiler devlet memuru. Öyle filmlerde gördüğünüz gibi puroyu bacağında saran seksi çıtır kızlar değil bildiğin aralarda örgü ören Cubalı yaşlı başlı teyzeler. Sarıcıların %80'ini kadınmış çünkü daha dikkatli sarım yapabiliyorlarmış. Yaprak sarmadan deneyimli bazı yetenekli arkadaşlarımız puro sarmayı denemek istedi fakat yetkililer bir tütün yaprağını bile elletmek istemedi. Bu tarafta hal böyleyken arkada deste deste puroların el değiştirmesine anlam veremedik. Olsa olsa pazarlama stratejisidir dedik. Ne de olsa yasaklar ilgi çeker. 


Puro fabrikasını ardından şehir turumuza devam ettik. Bundan sonra resimler konuşsun.



Cathedral Meydanı

Capitolio

Capitolio'nun kenarı ve karizmatik şoförümüz


Ernest Hemingway'in kaldığı ve romanlarını yazdığı Ambos Mundos otel terasından Havana manzarası. 

Ernest Hemingway'in favori barlarından Floriditta'da Ernie'nin favori içkisi Daiquiri

Casa de la Musica canlı müzik yapan çok ünlü bir klüp

Obispo Caddesinde karnavala denk geldik

Coconut taksiye bindik. Virajlarda biraz tehlikeli ama çok zevkli. 

Mojitomuzu yudumlarken Flemenko seyrettik

İlginç şahsiyetlerle fotolar çektirdik. 

Kedili deli kadını Havana'da da bulduk. 

Moskoviç'e bindik. 

Plaza Vieja'da gezdik

Melakon'da Rihanna'ya rastladık.

Mercaderes Caddesinde alışveriş yaptık

1960'dan gelen otobüslere bindik. 

Pembe en sevdiğim renk

Bülent Ersoy'un Cuba şubesini bulduk.

Turuncu da fena değil.


Havana Club Rom Müzesinde taze taze mojito içtik. 

Ernest Hemingway'in favori barlarından La Bodequita Del Medio'da mojito içtik. Alkolik olmaya bir adım daha yaklaştık. 

Ve elbette Malecon'un en güzel yerinde bulunan büyük devrimci sevgili Atatürkümüzle buluştuk. 

Havana Kalesinde yemek yiyip harika bir gün batımı izledik. 

Paramız bitince bisiklet taksi yaptık. 


İlginç şahsiyetler 

Ve ilginç köpekler gördük

Ve fotoğrafladık

Havana sokaklarını arşınladık








Heryerde Che'ye rastladık




Harika müzikler dinledik








Vinales, Havanaya 2 saat mesafede mağaraların ve değişik kaya oluşumlarının görülebileceği bir kasaba. 



Bu şirin köy lokantasında taze köy tavuğu yedik.






İnsanlığın oluşumunu anlatan devasa kaya resmini beğenmedik. 





Aşağı bakan boynuzlu Thomas'la tanıştık


Vinales yolu üzerinde tütün çiftliği ve tütün kurutma ambarını gezdik

Sallanan sandalyesiz olmaz


Bulutlara hayran kaldık. 

9 Haziran 2015 Salı

Çocuklar İçin Teknoloji Zirvesi - ICT Summit Kids 2015


Hayal dünyalarında sınırların olmadığı çocuklar, yüzlerce yıldır onlarca fikrin-buluşun mucidi olmuşlar aslında (Aromalı buz dondurma - Parmaksız eldiven - Alaska bayrağı vs). Yeterli imkanların sağlanmadığı dönemlerde bile çocuklar yaratıcılıklarıyla hep bir adım öne çıkmış hala da çıkıyor. Peki, yeterli imkan ve güveni onlara verirsek neler üretebilirler, bi' düşünün. 

2000 yılından itibaren bilişim alanında önemli çalışmalara imza atan Bilişim Zirvesi ekibi bu yıl çocukları da zirveye dahil etti. ICT Summit Now for Kids yani Çocuklar için Bilişim Zirvesi teknolojiye doğan çocuklar başlığı altında 23-24 Mayıs tarihlerinde Kadir Has Üniversitesi'nde gerçekleşti. Teknoloji ve z kuşağını ele alan konuşmaların, atölyelerin yer aldığı etkinliğe biz de Cimcime ile beraber katıldık. 

Daha önce bir kaç etkinliğine katıldığımız Maker Çocuk Ekibi'de zirveye katılmıştı. Ben karikatürüst Varol Yaşaroğlu, Makers Türkiye kurucusu Ongun Tan ve Hürriyet Çocuk klübü editörü Ömür Kurt'un sunumlarını izlerken Cimcime'de babasıyla beraber çocuklar için hazırlanan Ma-Key Me-Key Elektronik Atölyesine ve , Mandala Çizim Atölyesine katıldı. 

Cimcime Makey Makey ile her tür objeden (muz - brokoli - masa - duvar) akım alıp bunu sese çeviren programla tanıştı. Ardından 3D Printer ile kendi oyuncağını bastı. Hoş şimdilik o sadece düğmeye bastı ama ileride aşağıda vereceğim sitelerden faydalanarak tasarımını da yapabilir. Daha sonra Mandala Çizim Atölyesine katılıp Mandalanın anlamına uygun çok güzel çizimler yaptı. 



 

Ben de sunumlardan çok faydalı bilgiler edindim ve sizlerle paylaşmak istedim. Çocukların ezber bilgi yerine deneme yanılma yöntemini benimsemesi, sabit bakış açısı (fixed mindset) yerine gelişimci bakış açısına (growth mindset) geçişleri açısından önemliymiş. Sabit bakış açısına sahip çocuklar, sadece kendilerine verilene inanıyorlar ve daha fazla gelişim gösterebileceklerini düşünmüyorlarmış. Ezberliyorlar, sınavı geçiyorlar ve unutuyorlarmış (ki biz de öyle değilmiydik). Bu yöntem hem öğrenci için, hem öğretmen için faydasız bir zaman kaybı anlamına geliyor. Yapmak ve kodlamak çocuklarımızın eğitimi için kilit nitelikte. Eğitmenlerin ve ebeveynlerin görevi, yarın unutacakları bilgiyi aktarmak yerine, yeni bir şey yapmak için çocuklara rehberlik etmek, onların keşfetmesini sağlamak olmalı. Bu anlamda Maker Hareketi ve Maker Çocuk takibe değer oluşumlar. 

Açılan, ucuzlayan ve paylaşım halinde hızla yayılabilen bilgi artık birinin öğretmesi gereken bir şey değil. Herkes en güncel bilgiye, her yerden ulaşabiliyor. Durum böyle olunca bilgiden çok, "yapmak" öne çıkıyor. Özellikle çocuklara ezber bilgi depolamaktansa, deneme yanılma yöntemi ile bir şeyler yapmalarının önünü açmak oldukça önem kazanıyor. Çocuklar, hem adım adım işe yaramaz bir şeyin nasıl işe yarar bir hale geldiğini görürken (ki her zaman yapılan şeyin işe yaramasına da gerek yoktur), aynı zamanda mantıksal düşünmeyi, yeniliği tüketmek değil üretmeyi öğrenerek, daha sürdürülebilir bir dünya yaratma adımında öncü haline geliyorlar.

Merak eden ve öğrenmeye açık çocukların ve ebeveynlerin ilgisini çekeceğini sandığım bazı web sitelerini sizlerle paylaşıyorum. 


Bu sitede çocuk önce kendi karakterini çiziyor. Karakteri oyunun içine alıyor. Macera oyununu oynadıktan sonra, oyun çocuğun oynayışına göre bir hikaye ve boyama kitabı oluşturuyor. Bunu yazdırıp daha sonra oyunda yaptıkları üzerinden çocuk ile beraber geçebiliyorsunuz. (http://fairytell.me/  )



Çocukların çizdiği resimleri 3-boyutlu dünyaya uyarlayarak, çizimin hayat kazanmasını sağlıyor. 



MIT Media Lab tarafından 2003'de geliştirilen Scratch, çocuklara bilgisayar programlamanın mantığını öğreten en çok kullanılan programlardan biri. Scratch ile animasyonlar,hikayeler,çizgi filmler, oyunlar yaratabilirsiniz. Ve bunları herkesle paylaşabilirsiniz. Üye olup bilgisayarınızdan giriş yapabilir ya da mobil uygulama olarak kullanabilirsiniz. 5-7 arası için de daha basit bir uygulaması yer alıyor. www.scratchjr.org. 

www.scratch.eba.gov.tr üzerinden de program hakkında bilgi alabilir ve kendinizi geliştirebilirsiniz.


Code.org Bill Gates,Mark Zuckerberg gibi isimlerin de destekçisi olduğu kar amacı gütmeyen bir organizasyon. 7 yaş üzeri çocukların bilgisayar programlamaya başlaması için geliştirildi.

''Her okuldaki her çocuğun bilgisayar bilimlerini öğrenmek için fırsatı olmalıdır.'' sloganıyla yola çıkıyor. Okullarda öğretmenler tarafından da kullanılabiliyor. Çok basit adımlarla başlanılan dersler de giderek seviye artıyor.


CodeCombat çevrimiçi programlayı öğrenebileceğiniz bir oyun. Oyuna giriş yaptığınızda hangi programlama dilini öğrenmek istediğinizi belirliyorsunuz ve oyuna başlıyorsunuz. Yazdığınız kodlarla ilerleyen oyunda sağda kod yazmanız için bir alan bulunuyor ve size önerilerde de bulunuyor. Kendiniz oynayabileceğiniz gibi çevrimiçi çoklu oynama seçeneği de bulunuyor. Arkadaşlarınızı da bu oyuna dahil edebilirsiniz!


Çevrimiçi dersler, alıştırmalar, seviyelere göre dersler sunuyor. İnteraktif öğrenme modülleriyle çocuklar rozetler kazanıyor ve ilerliyorlar. Kendi oyunlarını oluşturabiliyorlar.


4-8 yaş için de seçeneği bulunan programda çocuklar bir karakter aracılığı ile yönlendirmeler yapıyor, bulmacaları çözerek ilerliyorlar. Karakteri verilen görevler doğrultusunda ilerleten çocuklar sağ sol ileri geri komutlarını kullanarak istenilen hedefe ulaşmaya çalışıyorlar. 


Tech Rocket çevrimiçi öğrenme platformlardan bir tanesi olarak yer alıyor. Çocuk ve gençlere yönelik kod yazma,oyun tasarlama,grafik tasarım gibi ders içerikleri bulunuyor. Ücretli olarak sunulan derslere üye olarak ulaşabilirsiniz.


Programlayı çocuklara yönelik bir macera oyunu ile anlatan program. Çocuklar kendileri için geliştirilen bu oyunu oynarken hem programlamanın mantığını öğreniyor hem de eğlenceli vakit geçiriyor. Mobil uygulamaları da bulunuyor.


JavaScript,HTML,PHP, Ruby, Python gibi dilleri öğrenebileceğiniz dersler bulunuyor. Üye olup giriş yaptığınızda bu dersler belirli bir eğitim müfredatıyla karşınıza çıkıyor. Bu müfredata göre sırayla konuları tamamlıyorsunuz. Yazağınız tüm kodları eğitim içerisinde yazıyorsunuz ve hatalarını görebiliyorsunuz, sorularınızı sorabiliyorsunuz.


Standford Üniversitesi profesörleri tarafından geliştirildi.Bir çok üniversite ve eğitim kuruluşu ile ortaklığı olan herkesin erişimine açık internet üzerinden dersler sunuyor. CourSera'da bilgisayar programlama ile ilgili derslere katılabilir, sertifika alabilirsiniz. Kendi ders programınızı yapmanıza da imkan sunuyor.


''Herkese,her yerde,dünya standartlarında,bedelsiz eğitim!'' mottosuyla kendini tanımlıyor. Bilgisayar programlama öğrenmek isteyenler için de bir çok dersin bulunduğu akademiye siz de hiç bir ücret ödemeden katılabilirsiniz. Derslere ulaşabilmeleri için işitme engellilere yönelik video izleme seçenekleri bulunuyor.


DIY yani do-it-yourself yani kendin yap! Yurtdışında, özellikle Kuzey Amerika'da ve İngiltere'de oldukça popüler bir akım. Maker akımının bir uzantısı aslında. Evde bir şey mi bozuldu; kendin yap. Yeni bir alete mi ihtiyacın var; kendin tasarla. İş bu akımın en güzel sitelerinden birisi diy.org. Grafik tasarımcılıktan, okçuluğa, mimarlıktan, çiftçiliğe,müzisyenliğe bir çok konuda yeni yetenekleri öğrenmeye başlayacağınız oldukça güzel bir site. Tüm yetenekleri görmek için https://diy.org/skills/sort/alpha adresine bakabilirsiniz.



Otistik çocukların ve yetişkinlerin insanlarla iletişimi, özellikle göz kontağı kurabilme ve yüz ifadelerini okuyabilme karşılaştıkları sorunlardan sadece birkaçı. Aileler içinde çocukları ile iletişime geçmek istediklerinde bu yine problemlere yol açabiliyor. Samsung ve Cheil Worldwide ajansı, ’Look At Me’ adlı bir uygulama oluşturmak için 2 üniversite ile işbirliğine geçtiler ve tamamen otistik çocuklar için dizayn edilmiş bir aplikasyon geliştirdiler. Çocukların duygularını, yüz ifadelerini ve göz kontağı kurmalarına yardımcı olmak amacı ile hazırlanan oyunda çocukların belirtilen 7 görevi tamamlamaları bekleniyor. Bilgisayar oyunu mantığıyla başarı ile tamamlanan oyunlarda puanlar kazanıyorlar.


Google Play Store’dan şimdiye kadar 10.000den fazla indirilen uygulama için bir çok aile ve çocukla beraber çalışılmış. Program sonrasında yapılan araştırmada ise, ebeveynler çocukların 60% ‘ında göz kontağı kurmada ilerleme kaydedildiğini belirtmişler.

İlgilenen herkese faydalı olacağını umuyorum. 

8 Haziran 2015 Pazartesi

Cuba Macerası - Varadero, Santa Clara, Trinidad, Cienfuegos


Mayıs sonu Haziran başı Cuba'da kapsamlı bir tur yapma fırsatı buldum. Bu turu yapan şanslı kişilerden biri sayılırım çünkü 29 Mayıs tarihinde Amerika Cuba'yı terörist ülkeler listesinden çıkardı. Bu da Amerikan şirketlerinin artık el altından değil açık açık Cuba'yı istila edeceği anlamına geliyor. 

Ben Cuba çok fakir ama insanlar mutlu falan demeyeceğim. Çok fakiri de var az fakiri devar ama zengin görmedim. Üstü başı yırtık ama, ingilizce konuşuyor mesela. Bisiklet taksi yapan adamın oğlu spor salonunda box çalışıyormuş mesela. Eğitim ve sağlık konusunda kaygıları yok. Mutlusu da mutsuzu da var elbette. Cubalılar için 1-2 USD çok önemli paralar. Maaşları aylık 20 usd civarında ama taksiciler, restaurant sahipleri (ki bunlara paladar deniyor) , otel - pansiyon (partiküler) sahipleri, iyi sanatçı ve iyi sporcular o kadar da fakir değil. Mesela Havana'da en kısa mesafe 10 usd.  

Turiste oldukça pahalı bir ülke Cuba. 1 CUC = 1 USD ve bir Cubalı 1 CUC'ye bir turistin yaptığı harcamanın 25 katını yapabiliyor. Yani CUP denilen ve sadece Cuba'lıların kullandığı para birimi, CUC'nin yani turistlerin kullandığı para biriminin 25'te biri. Kısaca bize pahalı bir ülke. Ayrıca her şey para. Kazara fotoğrafını çektiğiniz birinden para vermeden kurtulmanız mümkün değil. Ama bunları olumsuzluk olarak görmemek gerek. Bu pazarlıklar genelde neşeli çünkü insanlar saldırgan değil. Cuba her anlamda güzel bir ülke. 

Biz önce Havana'ya indik fakat şehre girmeden kuzeyde Bahamalar tarafında bulunan turistik bölge Varadero'da geçip 2 gece Paradisus Otel'de kaldık. Böylece yol yorgunluğumuzu da atmış olduk çünkü aktarmalar beklemeler derken neredeyse 15-16 saat yol yapıyorsunuz. Varadero cennetten bir köşe, bölge biraz Antalya'yı çağrıştırıyor ama etraftaki adalar tamamen tropikal ve eşsiz. 

İlk gün katamaran ile Cayo Blanko'ya (boş-insan yaşamayan ada) gittik. Yolda şnorkelle deniz alti manzarası seyredip yunus balıklarıyla beraber yüzdük. Tüm gün güneş deniz derken pancar gibi olan arkadaşlar da oldu elbet. Ben 50 korumalı güneş koruyuculardan vazgeçmediğim için ucuz atlattım. Fotolar aşağıda fazla söze gerek yok, işte size cennet.


Paradisus'tan gün doğumu


Cayo Blanko


Yunuslar

Cayo Blanko

Cayo Blanko



Paradisus'a gece çökerken

Ertesi gün Varadero'dan yola çıkıp Che'nin mozolesinin bulunduğu Santa Clara'ya ulaştık. Küçük bir gerilla grubunun başında iken 9 Ekim 1967’de Bolivya’da yaralı olarak yakalanıp infaz edilen ve 30 yıl sonra bulunan cesedinin getirilerek defnedildiği Che Guevera'nın mozolesini ve “El Che” nin ünlü veda mektubunun çivi yazısı ile yazılmış anıtını gördük. 

Ardından Cuba devriminin son savaşının yaşandığı şehir merkezine geçtik ve Batista Hükümeti’nin devrimci gerillaları durdurmak için gönderdiği ordu birliğini taşıyan zırhlı trene yapılan saldırının izlerini Zırhlı Tren Müze Parkı’nda gördük. Savaşın en ateşli kısmının geçtiği Parque Vidal’da bulunan çok kötü bir yeşile boyalı eski Hilton Oteli üzerinde hala kurşun izleri duruyor. Renge gıcık olan sıkmış sanki. 


Eski Hilton Oteli. Ben de kurşunlardım bu rengi valla :)




Bu akasya cinsi ağaç hemen her yerde var. Adı Flambouyan (yada öyle bir şey) 


Santa Clara Meydan

Cuba'da sallanan sandalyesiz olmazzz.


Meksika gibi şeker kamışını çok kullanan bir ülke Cuba. Şeker kamışı toplayanları izledikleri kule

Santa Clara'dan sonra Trinidad'a ulaştık ve Brisas Trinidad Oteline yerleştik. Trinidad Cuba'nın Karayip Denizi sahillerinde bulunuyor. Bana Sevilla ve Granada gibi İspanyol şehirlerini anımsattı . Koloniyal dönem mimarisinin  en iyi korunmuş örnekleri var Trinidad'da ve UNESCO Dünya Kültür  Mirası listesinde bulunuyor. Taş sokaklarında yürürken eski zamanlara yolculuk yapmış gibi oluyor insan. Canchanchara adında Trinidad'a has limon suyu, bal ve Rom karışımı bir içecekleri var. İçecekleri önce alkolsüz yapıp isteğe göre içine rom ekliyorlar. 

Trinidad'daki otelimiz çok ilginçti. Öncelikle her yerde minik kırmızı yençeçler vardı. Bir de deniz kıyısında ilaç yüzü görmemiş minik sinekler. Bu sinekler ısırdı mı 10 gün devam ediyor insan kaşınmaya. Ben döneli 1 hafta oldu hala kaşınıyorum. 



Trinidad'a karanlık çökerken

Paladar Cubita

İstakoz yemekten bıkılır mı acaba?

Trinidad Gecesi

Brisas Otel


Karayiplerde gün doğumu


Otelin cani sinek dolu güzel plajı. Hala kaşınıyorum. 

Trinidad

Müzik heryerde.


Bu yıl Trinidad'ın kuruluşunun 500. yılıymış


Sokaklar

Amcayla gölgede yorgunluk gideriyoruz. 

Klasik bir Cuba manzarası

Trinidad'dan sonra Cienfuegos Bölgesine geçtik. Santa Clara'ya benzeyen bir meydanı ve meydana açılan dar sokakları olan bir yerleşim yeri. Bu sokaklar hediyelik eşya satan tezgahlarla dolu. Güzel bir yer.    

Cienfuegos - De Valles Palace

Cienfuegos - De Valles Palace


Cienfuegos

Trinidad'dan sonra dört gün kalacağımız Havana'ya ulaştık. Bunun için harika manzaralar eşliğinde 3,5 saat otobüs yolculuğu yapmamız gerekti. Havana yazısı daha sonra gelecek.  



Sanki Lost'un çekildiği ada

Ben daha önce hiç bu kadar güzel bulut görmemiştim. 

15 Mayıs 2015 Cuma

The Phantom Of The Opera Is Here Inside My Mind.



"The Phantom of the Opera" İngiliz müzikal bestecisi Sir Andrew Lloyd Webber'in bestesi. Neredeyse bildiğim, duyduğum bütün müzikalleri Webber bestelemiş. Cats, Evita, Jesus Christ Superstar ve daha bir çok müzikal. The Phantom of the Opera'yı o tarihte (1986) karısı olan ünlü soprano Sarah Brightman'ın söylemesi için yazmış. Orijinal cast'te phantomu oynayan Michael Crawford, Christine'i oynayan ise Sarah Brightman ve Michael Crawford'un sesi asmis olup "erkekim ben titretirim" imaji veriyor (bakınız aşağıdaki video)


Zorlu'da dün akşam seyrettiğim phantom da gerçekten izlenmeye değer bir müzikaldi. Hele Phantom'la Christine'in opera binasının altına inip, kayıkla yer altı nehrinden geçtikleri sahne çok etkileyiciydi. Mumlar , duman, müzik derken ağzım açık seyrettiğim için kayığın nasıl ilerlediğini anlayamadım bile. (tekerlek mi, ray mı neyse artık adamlar yapmış). Sonra bir de sahneye bir tonluk kristal avize dusmesi olayı var. Sanırım bir oyunu turneye götürmenin en büyük zorluğu, dekor ve kostümleri, teknik malzemeyi nasıl taşıyacağınız, gittiğiniz sahnede kurulumu nasıl yapacağınız. Ama Phantom of the Opera’da adeta imkansız başarılmış. Malzemeler 24 tırla getirilmiş, 160 tonluk dekoru kurmak için de 130 kişiden oluşan müthiş bir teknik ekip, Zorlu PSM’de iki hafta boyunca geceli gündüzlü çalışıp, harika bir iş çıkarmış. 1 ton ağırlığındaki o koca avizeyi orkestra çukurunun üstüne asmak, oyun esnasında seyirciyi soluksuz bırakacak biçimde birkaç kez indirip kaldırmak bile harcanan büyük emeğin göstergesi. Her şeyden önce bu emeğe hayran oluyor insan. 


Gelelim The Phantom of the Opera'nın konusuna:

Olay Paris Tiyatrosunda geçer. Christine babası öldükten sonra bu tiyatroda koroda şarkı söyleyen bir kızdır. Eric ise yüzünde doğuştan ciddi yaraları olan ve gizlice bu tiyatroda yaşayan dahi bir müzisyendir. Christine'in babası ölmeden önce onu bir meleğin koruyacağından bahseder. Eric Christine'e şarkı söylemeyi öğretir. Eric, Chiristine'nin müzik meleğidir. Günlerden bir gün tiyatro satılır. Tiyatronun prima donnası işten ayrılır. Gösterinin devam etmesi için Bale öğretmeni Madame Giry, Christine'in başrol oynamasını önerir. Bu arada tiyatronun yeni sahibi Raoul, Christin'in çocukluk aşkıdır. Christin Roul'a da Angle of Music (Müzik Meleği) nden bahseder, ancak Raoul ona inanmaz. 

Phantom Christin'in aynasında ilk defa kendisini gösterir ve hemen ardından Christin'i korkutucu dehlizlerden geçirerek opera binasındaki gizli mekanına götürür. Bu esnada "The Phantom of the Opera"nın tema şarkısı etkileyici bir biçimde başlar ve tüyler ürperir. Phantom Christine'e yazdığı operaların sadece onun tarafından söylenmesini istediğini açıklar. Ona olan aşkını anlatır. Christine aynada gelinlik giymiş halini görünce şaşkınlıktan düşer, bayılır. Ayılınca Phantom'un kim olduğunu merak eder ve maskesini çıkartır. Phantom deliye döner. Christine maskeyi geri verir. Phantom Christine'i tiyatroya geri götürür.

Bu arada tiyatroda garip şeyler, talihsiz kazalar olmaktadır. Herkes bir hayaletin varlığından söz eder. Raoul hala hayaletin olduğuna inanmaz. Christine opera binasının çatısında ona hayaleti gördüğünü, hayaletle ilgili başından geçenleri anlatır. Christine Phantom'dan korkmaya başlamıştır.Raoul Christin'e onu sevdiğini ve onu her zaman koruyacağını söyler. Phantom'da çatıdadır. Tüm konuşulanları duymuştur ve kalbi kırılmıştır. 

Altı ay sonra bir maskeli balo esnasında Phantom ortaya çıkar. Christine'nin başrolü oynayacağı bir opera yazdığını ve hemen oynanmasını ister. Ve ortadan kaybolur. Raoul Madame Giry'den Phantom ile ilgili tüm bildiklerini anlatmasını ister. Madame Giry, Phantom'un yüzünde korkunç bir yara izi ile doğduğunu, dahi bir müzisyen ve sihirbas olduğunu, kötü muamele gördüğü bir çingene gösterisinden kaçtığını ve sonra da ortadan kaybolduğunu anlatır. Raoul Phantomun yazdığı opera sahnelenirken onu yakalatmak için plan yapar. 

Ama Christine Phantom'dan korkmaktadır. Yardım istemek için babasının mezarını ziyaret eder. Phantom da mezarlıktadır. Angle of Music gibi konuşarak Christine'i etkilemeye çalışır. Tam o sırada Raoul gelir ve Müzik Meleği tarafından hipnotize olmuş Christine'i uyarır. Birlikte mezarlıktan ayrılırlar. Phantom nefret doludur.

Phantom'un yazdığı opera oynanırken Phantom perdenin arkasında baş erkek oyuncuyu öldürerek onun yerine geçer. Bir süre sonra da Christine Phantom'un farkına varır.Phantom Christine'e sahnede aşkını anlatırken Christine Phantom'un maskesini seyircilerin önünde çıkartır. Phantom kızgınlıkla tiyatrodaki avizenin ipini keser ve avize seyircilerin üzerine düşer. Phantom Christine'i tekrar yeraltındaki gizli bölmesine kaçırır. Raoul'da onları takip eder. Phantom Raoul'u yakalar ve boynuna ilmik geçirir. Raoul'un hayatı Christine'in elindedir. Phantom ile evlenmeyi kabul ederse Raoul'u serbest bırakacaktır. Aksi takdirde Raoul'u öldürecektir. Christine Phantom'u tutkuyla öper. Etkilenen Phantom ikisini de serbest bırakır ve ortadan kaybolur.


5 Mayıs 2015 Salı

Okul Seçiminde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Cimcime 2 sene sonra birinci sınıfa başlayacak, yani daha çok var. Hoş sistem o kadar çok değişiyor ki, şimdi başlasam 2 senede ancak anlarım. 

Çocuğu okula daha yakın zamanda başlayacak ve okul seçmek zorunda olan ailelere kolaylık ve zihin açıklığı diliyorum. Benim de kafamı kurcalayan önemli konuların başında Devlet okulu mu, özel okul mu seçmek gerektiği geliyor. Kendisi de bir eğitimci olan Aylin Anne'den aldığım bilgilere göre ister özel okul, ister devlet okulu olsun; dikkat edilecek ortak özellikler şöyle:

1.Öğretmen Kalitesi: Okul öğretmen seçerken nelere dikkat ediyor? Yeni mezun mu? Mesleki olgunluğa erişmiş eğitimcileri mi alıyor? Öğretmenler düzenli ve sürekli olarak hizmet içi eğitim alıyorlar mı? Ayrıca öğretmenlerin uzun yıllar aynı okulda görev alması çok önemli. İlkokul döneminde her yıl öğretmen değiştirmeleri sağlıksız olacağı gibi kurumun kalitesini gözden geçirmek için önemli bir kriter olacaktır.Araştırmalara baktığımızda öğretmen kalitesi çocuğun okul başarısını %50’den fazla etkiliyor. Eğer motivasyonu yüksek bir eğitimci kadrosu söz konusuysa bu oran %80’lerin üzerine çıkabiliyor. Bu açıdan ilk sırada incelenmesi gereken şey teknoloji vb yan unsurlar değil, eğitimci profili.

2. Eğitim Programları: Ders işleme teknikleri nasıl? Kara tahtanın yerini projeksiyonlar daha sonra akıllı tahtalar, şimdi ise tabletler aldı. Teknolojik imkanların yanı sıra ders işleme teknikleri nasıl? Drama, oyun, yaparak yaşayarak öğrenme, gözlem ve deney gibi yöntemler kullanılıyor mu? Bilgi ezberletiliyor mu? Yoksa öğrenmenin kalıcılığı mı sağlanıyor? Kalıcı öğrenmenin temeli ise yaparak yaşayarak öğrenme. Bu durumda çok ödev veren öğretmen ve okul değil, oyunla, deneyle ve sunumla konuyu işleyen öğretmen/okul arayacağız arkadaşlar. Özellikle ilkokulda.

3. Teknolojik İmkanlar: Tablet teknolojisi ve teknolojik laboratuarların kullanılması biz yetişkinlerin gözüne çok hoş gelebilir. Oysa teknolojik eğitim araçlarının okul motivasyonuna ve akademik başarıya olan etkisi incelenecek diğer 200 etmen arasında sadece %1’lik bir paya sahip dersem inanmayabilirsiniz. Ama öyle. Araştırmalara bakacak olursak teknolojik imkanların öğrenmenin kalıcılığı konusunda %1’lik okul motivasyonu konusunda en fazla ama en fala %15’lik bir etkiye sahip olduklarını görüyoruz. Bu demek oluyor ki; okul seçerken size gösterilen ultra modern cihazlar eğitimin çok kaliteli olacağı anlamını taşımıyor.

4. Yabancı Dil Eğitimi: Yabancı dil öğretmekte güçlük çeken ve bir türlü yabancı dil öğrenememiş bir toplumuz. Bu konuda çeşitli adımlar atılıyor. Burada yine gözden geçirilmesi gereken şey çocuğun yabancı dili yaparak-yaşayarak mı öğreneceği? Yoksa tahtaya yazılmış bir takım gramer kalıplarıyla mı öğreneceği? Özel okullar dil eğitimi konusunda farklı görüşe ve tekniğe sahip oluyorlar. Devlet okullarında ise durum ortada. Ayrıca 2. hatta 3. yabancı dil imkanı sunması artık dünya çapında bir gereklilik oldu.

5. Fiziki Ortam: Okulun olimpik-yarı olimpik havuzunun, spor salonun olması veya olmaması bir tercih sebebi olabilir. Ancak ders aralarında vakit geçirebileceği okul bahçesinin durumu çok önemli. Yönetmeliğe göre 100 öğrenciye kadar en az 250 m2, 101’den 500 öğrenciye kadar öğrenci başına 2 m², 501’den 1000 öğrenciye kadar öğrenci başına 1,5 m² düşmesi gerekiyor. Bahçesi küçük ve verimli kullanılamıyorsa çocuk için çok önemli bir konu es geçilmiş olabilir. Ayrıca tuvalet hijyeni, iç hava kalitesi, güneş görmesi ve ses yalıtımı okul seçiminde çok önemli. Geçtiğimiz günlerde yeni açılan özel okullardan birisinde misafirdim. Herşey çok hoş görünüyordu. Ancak tek bir şey unutulmuştu: toplantı salonunda havalandırma düzeni yoktu. Hatırı sayılır bir kalabalık nefes almakta dahi güçlük çekti. Bu durumda okul hakkında olumlu görüş bildirmek son derece yersiz olur diye düşünüyorum.

6. Sosyal ve sportif faaliyetler: Net akademik bir bilgi paylaşayım öncelikle: sosyal ve sportif faaliyetler akademik başarıyı destekler. Okul öğrencilerini bir sanat veya spor branşına yönlendiriyorsa ne kadar güzel. Hatta olması gereken bu. Bu konuda devlet okullarının da bakış açısı gün geçtikçe pozitif bir görünüm arz ediyor. Yapılan çalışmalara bakıldığında devlet okullarına giden öğrenciler sanat ve spora daha yoğun bir şekilde yönlendiriliyor. Çocukların sağlıklı gelişimi için harika bir avantajı sürekli ders çalışma ve test çözmeyle köreltmemek gerektiğini düşünüyorum.

7. Beslenme: Okul yemekhanesinde hazırlanan veya okul dışında hazırlanarak öğrencilere servis edilen yemeklerin muhteviyatına iyi bakmak gerek. Ayrıca kantinin hangi ürünleri sattığı çok önemli. Burada ürünlerimiz organik deniyorsa, organik sertifikası var mı? Yanıtı bilinmesi gereken sorulardan. Kantinde hijyene dikkat ediliyor mu? Satılan paketli gıdalar sağlıklı mı? Ne tür markalar satılıyor? Mutlaka göz atılması gereken bir konu.

8. Ödev ve Sınavlara Hazırlık: Ebeveynlerde hakim bir anlayış vardır; çok ödev veren öğretmenin akademik olarak başarılı olduğu düşünülür. Buna bir eğitimci olarak katılmıyorum. Özellikle ilkokul 1. Sınıfta ödev vermenin basit egzersizlerden öteye geçmemesi gerektiğini düşünüyor, birlikte çalıştığım eğitimcilere bu yönde tavsiyede bulunuyorum. 2. Sınıfla birlikte ödev öğrencinin okul hayatına girebilir belki. Bana kalırsa gerek yok ama 1 sayfayı geçmeyecek ödevlerle akademik devamlılık sağlanabilir. Ebeveynlerin baskısıyla çok ödev veren öğretmenin çocukta istenmeyen kaygı ve panik yaratacağını düşünüyorum ayrıca. Bu nedenle yazının başında dediğim gibi; yaparak yaşayarak öğrenmeyi sağlayan okul/öğretmen çok fazla ödev vermez. Çünkü buna gerek kalmaz.

9. Çocuğa Bağlı En Can Alıcı Konu: Okula başlama yaşı uygun mu? Yeni değişikliklere göre yönetmelikte: “gelişim yönünden ilkokula hazır olduğu anlaşılan 60-66 ay arası çocuklardan, velisinin yazılı isteği bulunanlar da ilkokul birinci sınıfa kaydedilir.” diyor. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli yer çocuğun ilkokula hazır olup olmadığı. Bunu her anne-baba sağlıklı olarak değerlendiremeyebilir. Bu nedenle okula hazırlık testleri yaptırarak uygun olup olmadığına dair nesnel bir karar alınarak başlatılması veya başlatılmaması çok önemli.

72 ay ve öncesi okula başlayan çocuklar ilkokulda uyum problemleri yaşayabiliyorlar. Kendisinden büyük çocuklarla aynı sınıfta aynı zihinsel performansı yakalamaları zorlaşıyor. Pek çoğu daha sıraya oturma ve fiziksel mekana alışmada güçlük çekiyorlar. İlerleyen yıllarda ise parlak zekalı değilse, okul motivasyonları düşük bir şekilde öğrenim hayatlarına devam ediyorlar.
Bu nedenle 72 aydan önce okula başlama konusunda uzman görüşü almadan adım atılmamasını tavsiye ederim.

10. En Önemli Konu Bütçe: 2015-2016 Eğitim-Öğretim yılına ait rakamlar açıklandı. Buna göre çocuğunu özel okula göndermek isteyen aileler yıllık en az 12.000 TL bütçe ayarlamak zorunda. Eğitimde fırsat eşitsizliğinin geldiği boyut bir anne ve eğitimci olarak beni çok incitiyor.

Devlet okulundaki eğitim mi kaliteli, yoksa özel okullardaki ki eğitim mi? Bu çok tartışılan bir konu ama bana kalırsa çocuk , iyi bir öğretmenle çok şey başarabilir. Kendi çocuğum için de aynı fikre sahibim. Hangi okula giderse gitsin öğretmeniyle sevgi dolu iletişim kurması eğitimin en önemli temeli. Başa döndük, iyi öğretmen çok şey demektir.